Galata’dan bakış…

9 May

Biliyorum uzun zamandır gezi yazısı yazmadım, çok gezdiğim için yazacak vakit bulamıyorum desem… :) Havalar ısındıkça beni her yeni gün heyecanlandırıyor, hele ki hafta sonu gelince hemen planlar yapmaya başlıyorum, nereye gitsek? ne yesek? neler fotoğraflasak? Bu Cumartesi için rotamızı çizdim: Eski İstanbul ve tabii ki Galata!

Arabamızı Üsküdar’da bırakıp motorla Kabataş’a geçtik. İlk defa beraber fünikülere de bindik, pıtır pıtır Taksim’e çıkıp hemen hamburgerlere saldırdık. Amacımız önce Galata’ya kadar yürümekti ama zaman kaybetmek istemediğimden ve mağazalara dalarım da tarihi bir geziyi alışverişe döndürürüm korkusuyla tramvaya atladık. Aslında yürürken tramvayın zili bizi kendimize getirdi geri dönüp bindik çufçufa…

Eğlenceli tabii ama onun yolundan çekinmeden yürüyen insanlar yüzünden iki üç kere kaza tehlikesi atlattık. Tünelde yani son durakta inip müzik aletlerinin satıldığı sokaktan aşağı Galata’ya indik. Önce turistler kalabalıklaşmaya başladı sonra satıcılar. Mis gibi hıyarları görünce dayanamadık kilosu 50 krş olan hormonlu salatalığın tanesine 1 lira verdik ya neyse:)

Belki benim gibi ve aslında İstanbul’da yaşayan pek çok insan gibi siz de Galata’yı sadece kıtalar arası vapur yolculuklarında veya Beyoğlu’nun bir ara sokağında size göz kırparken görmüşsünüzdür. Hani bir sokaktan aşağı bakarken bir anda karşınıza devasa kukuletasıyla çıkıvermiştir de yanına kadar gidememişsinizdir. Bence daha fazla ertelemeyin ve gidip İstanbul tarihinin en güzel yapılarından biri olan Galata’da bir ayak izi bırakın ve muazzam manzarasının keyfini çıkartın.

Gidebiliyorsanız hafta içi gidin çünkü malum turist sezonu açıldı ve girmek için deli gibi sıra bekliyorsunuz. Girdikten sonra asansör sırası, yukarıda tur atarken fotoğraf çekme sırası, yürüme sırası, wc sırası, aşağı inmek için yine asansör sırası…Sonunda bayılmak istemiyorsanız hafta içi gitmeniz daha mantıklı. İçeride sizi karşılayan, asansörde sıraya koyan, cafe&restoran kısmında çalışan personel fazla yetersiz ve çoğu İngilizce dahi bilmeden kabaca yönlendirme yapıyorlar. Hatta bizim şansımıza merdivende iki garson  birbirine girmişlerdi, o kalabalığa aldırmadan, nerede olduklarının farkında olmadan küfürler havada uçuşuyordu. Bu personel olayına el atılması ivedilikle elzem!

Neyse efendim yukarıda bir manzara var, akıllara zarar. Kulenin üzerinde hafif bir rüzgar eşliğinde 360 derece dönüyorsunuz, İstanbul’un tüm sureti ayaklarınızın altında… Allahım bir şehir bu kadar mı güzel olur, 360 derece yapının neresinden bakarsan bak her yeri güzel. Kapıdan çıkınca sizi karşılayan Beşiktaş, Kabataş, Karaköy ve Anadolu Yakası’nın sisli silueti mi dersiniz, biraz ilerleyince Topkapı ve Sultanahmet’in Kaf Dağı’nda bir masal şehri gibi size yeşillikler arasından gülümsemesi mi? Galata Köprüsü’nün yorgun bir balıkçı gibi duruşunu mu izlemek istersiniz yoksa Haliç’in sukunetli bilge halini mi?

Yukarıdayken kestiğimiz bir cafeye gidip biraz daha teras keyfi yaptıktan sonra Beyoğlu ve Galata’nın mistik ara sokaklarından aşağı salınıp Karaköy’e vardık.

Eminönü aktarmalı Üsküdar vapurunu ararken hiç görmediğimiz bir yerini daha gördük İstanbul’un. Vapur iskelesinin kıyısına kurulmuş balık pazarı ve balıkçı çadırlarının üzerine tünemiş onlarca martı… Aralarında bu leylek kardeşi de görünce bu yılın çok gezmeli bir yıl olacağına emin oldum:)

Bu şehir her gün sövdüğümüz kalabalığına, trafiğine, betonlaşmasına rağmen binlerce yıldır güzelliğinden hiç bir şey kaybetmiyor. Boğazında yüzen gemileriyle, denizinin sokak çocukları martılarıyla, büyülü tarihiyle, kaleleri, sarayları, köprüleriyle bizi büyülemeye devam ediyor.

Sevgiler, bol gezmeler…

 

İsviçre Çakısı Olmak 2

23 Nis

öncesi

Dergi Bursa- Şubat- Mart sayısında yayınlanmıştır.

http://www.dergibursa.com.tr/

Sizin de öyle olur mu bilmiyorum ama benim yeni tanıştığım kişilerle kurduğum iletişimin üçüncü beşinci cümlesinde illaki ortak bir özelliğim çıkar. Çok şehirli, çok hobili, çok kariyerli olmamın getirisi bu sanırım. Çok kariyerli derken yüksek kariyerden bahsetmediğimi anlamışsınızdır herhalde. İş yaşamım başladığından beri çalıştığım farklı sektörlerden ve farklı pozisyonlardan bahsediyorum. Bu olgu iş dünyasında şuan işverenlerinin en çok önemsediği kriterlerin başında geliyor; fonksiyonellik, çok yönlü olmak. Rakiplerin güçlü olduğu günümüz iş dünyasında kendini farklı alanlarda geliştirmiş, özel becerileri olan insanlar bir adım öne çıkıyor.

Fakat çok yönlü olmak zaman zaman yorar insanı, birçok şeyi eş zamanlı yapmak, eşzamanlı düşünmek zordur. Bu nedenle hata yapma olasılığınız da artar. Ama hata yapmak iyidir, kısa yoldan tecrübe edinmenize ve doğru yola ulaşmanızı sağlar.

Önemli olan üretip, çekinmeden paylaşmak, doğrusuyla yanlışıyla ve bunların hepsinden keyif almak… Ama gerçekten tüm bu söylediklerim size doğru gelmiyor ve ben tek bir alanda uzmanlaşacağım diyorsanız şunu aklınızdan çıkarmayın: Yaptığınız her neyse çok çalışın ve en farklısını yapın! Çünkü asıl uzmanlık, fark yaratmaktır. Ve fark yaratmak farklı şeyleri tanımaktan, bilmekten geçer!

Hemzemin’de buluşmak dileğiyle,

Sevgiyle ve renkle kalın…

Büyütmek için görselin üzerine tıklayın.

İsviçre Çakısı Olmak 1

22 Nis

Dergi Bursa- Şubat- Mart sayısında yayınlanmıştır.

http://www.dergibursa.com.tr/

“Kimiz biz?” diye sorar Calvino.

“ …deneyimlerin, bilgilerin, okunmuş metinlerin, imgelerin oluşturduğu bir bileşke değilsek neyiz her birimiz? Her yaşam, her şeyin, akla gelebilecek her şekilde yeniden karıştırılıp yeniden düzenlendiği bir ansiklopedi, bir kitaplık, bir nesneler envanteri, bir üsluplar dizisidir.”*

Bizi biz yapanlar yaşamımıza kattığımız deneyimler, renkler, yönler değilse nedir?

Hiç düşündünüz mü, çok renkli olmak mı yoksa tek bir rengin tüm tonlarını yaşamak mı güzel olan?

Hayatta bu kadar çok renk, çeşitlilik, alternatif varken hiçbir zaman tek bir şeye odaklanmayı istemedim ben. Rengârenk olmayı istedim, gökkuşağı gibi…

Bir tek şunu yapayım, onun da en iyisini yapayım” mantığında olmadım hiç. Hayata karşı fazla hırslarım olmadığından mı bilmem, hiçbir alanda uzman saymadım kendimi.  Açıkçası bunun eksikliğini de hissetmedim. Çünkü yaptığım her şeyin yaşam kütüphaneme güzel değerler kattığını düşündüm.

Evet, biraz maymun iştahlı davranmış olabilirim ama çok yönlü olmayı seviyorum ben. Bazen kızarım kendime “her şeyi yapmak zorunda değilsin” diye ama bazen de iyi ki diyorum, iyi ki denemişim, yapmışım bak ne güzel birçok konuda az da olsa fikir sahibiyim.

Falanca alanın, bilimin uzmanlarına değil de on parmağında on marifet insanlara özenirim hep. “Aman bir canımız var bu hayatta, yapmalı ne istiyorsa”  diyerek sıvarım kollarımı aklıma esen ne varsa.

Muhteşem bir tirbuşon olmayı değil, İsviçre çakısı olmayı hayal ettim ben.

Okunması gereken milyonlarca kitap, görülmesi gereken bir sürü resim, film varken, öğrenilecek, yapılacak, uygulanacak sayısız şey varken nasıl bir hikâyeye saplanıp kalabilirim ki…

Küçük yaşlardan beri içimde onlarca alana karşı eğilim oldu. Her şeyi denemek istedim. Müzik yapmak, şiir yazmak, tiyatro, spor, sanat… Nihayetinde her şey hayatın içinde değil mi!  Ya bir duyumuzla algımıza giriyor ya da bir yerlerde bir şekilde dikkatimizi çekiyor. Yaşadığımız olay ve durumlar yaşam tarzımızda ve standartlarımızda değişiklikler yaratırken, onlar değiştikçe alışkanlıklarımız da değişiyor,  yapabildiklerimiz de… Bu süreçte kimi zaman yeteneksiz olduğumu göre göre sevdiğim için yaptığım şeyler oldu, kimi zamansa yetenekler keşfettim kendimde, üzerine gittim. Çok hobili oldum, çok renkli… Ama hepsi yarım yamalak, işte tek sorun bu. Olsun, hepsini de sevdim, vazgeçemedim.

Yaptığım her şeye emek verdim fakat “ben bunu her şeyiyle tam yapayım” demedim. En sevdiğim, kendimi en doğru ifade ettiğim uğraş olan ‘yazma eylemi’ bile işte bu kadar! Yani dolu dolu kitaplar yazayım gibi bir gayretim olmadı hiç. Blogumda bile tek bir konu üzerine yoğunlaşıp yazılar yazmak istesem de yapamadım,  bir parça sanat, bir parça edebiyat, bir parça günlük… Tıpkı şuan yaptığım iş gibi, biraz reklam, biraz pazarlama, biraz proje yönetimi… Tıpkı yaşadığım hayat gibi; her şeyden biraz biraz!

Zaman içinde onları sentezlemeye çalıştım, mesela tiyatroyu edebiyatla birleştirsem dedim,  birkaç oyun yazmaya çalıştım, yaratıcıydı ama öylece kaldı. Sonucunu boş verin, hissettirdiği duygu çok güzeldi. Zaten bakın, farklı disiplinlerden yararlanılarak yapılan işlerden yaratıcı ve güzel şeyler doğuyor. Yani tek bir alana bağlı kalınca ve onu çok iyi yapacağım diye uğraşılınca o alanda yaratıcı işlerin çıkması pek mümkün olmuyor. Çünkü tekniğini, derinliğini ve kurallarını çok iyi bilirseniz yaptığınız işin, kendinizi ister istemez sınırlarsınız.

(Devamı yarın)

Büyütmek için görselin üzerine tıklayın.

 

 

Neler oluyor, neler istiyorum?

17 Nis

İlk defa mı bu kadar ayrı kaldık ne? Yeni işlerimiz, hayatımızdaki güzel gelişmeler, bir yandan üzücü hadiseler oldukça yoğun haftalar günler geçiriyoruz bu dönemde. Ama güzel haberlerle geldim bloguma.

İnteraktif hizmetler verdiğimiz yeni kurulan ajansımız redif hızla gelişmekte, her yeni gün teklifler veriyoruz, güzel işler alıyoruz. Böyle giderse yakında çok şık bir ofise de kavuşacağız. O zaman daha keyifli ve eğlenceli çalışacağız. Fakat şimdi biraz kendimize bakmamız lazım, işlerin yoğunluğundan kendimize halen bir site yapamadık, terzi sökük misali…

Kendime yapmak için başladığım incili boncuklu bebe yaka kolyeler haddini aştı, blogumda paylaştıkça sipariş almaya başlamıştım ki artık bu işin bu blog üzerinden gitmeyeceğini anlayıp bebeyaka.com adresini aldım ve eşimin de yardımlarıyla fotoğraflar çekip orada satışa başladım. Bu yüzden de çok mutluyum.

Peki bunlar dışında neler oluyor?

Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’daydık, lodos bütün planlarımızı mahvettiyse de biz çok eğlendik. Kardeşim ve eşiyle evde PS’den atariye ne bulduysak oynadık, Şirinler’i 3D izledik, hep beraber yemek yaptık, patlayana kadar yedik. Lodos sesiyle uyuduk:)

14 Nisan babamın doğum günüydü. Ona Bursa’da hep birlikte unutamayacağı bir sürpriz yaptık. En morali bozuk olduğu anda elimizde pastalarla karşısına çıktık kızları ve damatları olarak, tabii iki kat sevindi, canım benim.

Pazar sabahı bulvardaki Leman Kültür‘de muhteşem bir kahvaltı ettik hem de çok ucuza çılgınlar gibi doyduk.

İstanbul’da Duygum’la buluştuk dün, annesiyle doktor kontrolüne gelmişti kuzum. Çok şükür sağlığı iyiye gidiyor ama bunda kendisinin payı çok büyük. Onun enerjisine, gücüne, pozitifliğine bir kez daha hayran kaldım. Onu çok seviyorum Allahım, inşallah çok daha iyi olacak.

Bu arada yaz geliyor derken derken böyle soğuk havalar oluyor ya çok üzülüyorum ben. Dileğim yaz sıcağının içinize gelmesi! Ben enerjimi yeniden kazanmaya çalışıyorum bunun için yazlık alışverişi yapmaya başladım bile;)

Ben neler yapmak istiyorum?

  • Birazdan fırlayıp bebe yakalar için rengarenk kumaşlar ve yeni incik boncuk malzemeler almak istiyorum.
  • Zeki Demirkubuz’un yeni filmi Yeraltı ‘yı izlemek istiyorum.
  • Karpuz yemek ve sandaletlerime atlayıp dere tepe gezmek istiyorum.
  • Bodrum’a gidip balık yemek, salıncakta sallanmak istiyorum.
  • Tiyatro sezonu bitmeden bir kaç oyun izlemek istiyorum.

Aslında anlatacak başka şeyler de var ama sırası henüz gelmedi bence…

Biraz daha merak edin! ;)

Sevgiyle ve güneş ışığıyla kalın…

 

bebeyaka.com açıldı!

5 Nis

Bir süredir sadece en yakınlarımın bildiği ve blogumda da bir kaç kez yazıp görsellerini koyduğum bebe yaka çalışmalarımın artık bir satış kanalı var.

bebeyaka.com açıldı!

http://www.bebeyaka.com

Hem çok heyecanlı hem de çok keyifliyim, tek tük gelen mailler siteyle birlikte epey çoğaldı.

Artık 2.fazı düşünmeye başladım. Nasıl yetiştireceğim, gelen talepleri nasıl karşılayacağım?

Eşzamanlı olarak bebeyakabynaz’ın facebook sayfası ve tabii ki twitter hesabı da aktif oldu.

Bebeyaka’yı takip etmeniz ve paylaşmanız bebeyakanın gelişmesine yardımcı olurken beni de şevklendirecek.

BebeYaka.com‘a gitmek için tıklayın.

Bu yüzden şimdiden çok teşekkürler!

Sevgiler,

Naz

Zikzak Modası

28 Mar

Zikzak deseni ilk olarak İngiltere’de 19ncu yüzyılda iş kıyafeti veya önlüğünü süslemek için doğmuş.  Bu yılki Aztec modasıyla içiçe geçmiş ve benim de oldum olası çok hoşlandığım zikzak desenler için  ilham verici bir kaç şey paylaşmak istedim.

Aslında bu yıl en çok bileziklerde karşımıza çıkıyorlar,

via Upcycle-This

 

 Siz de böyle clutch yapabilirsiniz /DIY Tutorial/

Ziyafet masalarında,

Özkaynak bulunamadı:/

Ama ETSY’de aynı runnerı buldum, satın alabilirsiniz.

Dekorasyonda,

via Etsy

via Etsy

Mobilyada,

Üstelik sadece şu bantlarla kendiniz bile yapabilirsiniz;)

Zeminde,

via Thelennoxx

Kozmetikte biraz Aztec esintisiyle…

via Zebber

ve elbette Kıyafetlerde,

via Lovely Chaos

ve yine bir DIY projesi: Ayakkabılarınız da Zigzaglasın!

via Craftzine

Düz beyaz Kedslerinizden sıkıldıysanız hem eğlenceli hem harika görünümlü bir dönüşüm projesi, Refinery 29 nasıl yapacağınızı süper bir slaytla anlatmış.

Hadi bakalım iyi zigzaglamalar:)

Çin Çin Restaurant

20 Mar

Taksim’deki Fransız Konsolosluğu’nu geçip ilk sağa dönünce görebileceğiniz ama önünden geçerken tabelasına bakıp muhtemelen aklınıza Tutti Frutti’yi getirip gülümseyeceğiniz bir  mekan anlatacağım size. Çünkü benim de önünden geçtiğim bir an, mekanı fark edip “haha Çin Çin” demişliğim vardır:)

Bu ayın başında canım arkadaşım Cicum’un doğumgünü sayesinde tanıdığım bu sevimli, özüne uygun ve samimi bu restoranın adı Çin Çin. Elbette bir Çin restoranı. 2009′dan beri hijyeni ve kaliteyi hesaplı fiyatlarla sunmaya çalışan bu sıcak restoranda Çin Mutfağı’nın en özgün yemeklerini afiyetle yiyeceğiniz garanti. Tabii ki her şeyi yemedim ama oldukça kalabalık masamızda, farklı farklı yemekler tadan insanlar arasında  mutlu olmayan hiç kimse yoktu.

Stickleri anca böyle gözüme tutabildim, kullanabildiğimi gören olmadı

 

Çin Çin Restaurant’a kadın eli değdiği her halinden belli; duvarları süsleyen Çinli kadın resimlerinden, çiçeği eksik olmayan masalara içerideki kibar ama samimi atmosfere kadar her şeyi dozunda feminen;)

Uzakdoğu’lu aşçıların hazırladığı zencefilli, tatlı-ekşi soslu, acılı ve sebzeli yemekler ön planda. Menüde deniz mahsüllerinden, et ve tavuk yemeklerine, vejetaryenler için sebze yemeklerinden, Uzakdoğu’nun vazgeçilmezi noodle ve çeşit çeşit pilavlara kadar her şey var.

Benim seçimim 'Tatlı Ekşi Soslu Dana Eti' oldu.

 

Hem fiyatları hem de ortamıyla gerçekten kasmayan, sımsıcak bir mekan Çin Çin… İşletmecisi Özen Kulaçoğlu adı gibi özenmiş mekanına:)

Üstelik paket servisi, alkol seçeneği ve öğle saatlerinde açık büfesi de var.

Tek eksiği sushi o da zaten Çin değil Japon restoranlarında olurmuş, ben de orada öğrendim. Hani benim gibi soracak falan olursanız aklınızda olsun;)

Sevgiler,

Çin Çin Restaurant

Şehit Muhtar Mah. Zambak Sok. No:5/A - Taksim, Beyoğlu

http://www.cincinrestaurant.com.tr/

 

G harfi eksik…

13 Mar

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılmasıyla başlayan 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin dava zaman aşımından düştü.

Şimdi gözler Yargıtay’a yapılacak başvuruda, eğer yüksek mahkemede de benzer bir karar verilirse dava AİHM’e gidecek.

Madımak Olayı da denilen Sivas Katliamı’nı enine boyuna araştırdığımda severek okuduğum bir çok yazarın, şairin orada yanarak can vermesi kanımı dondurmuştu.

Üzerine okuduğum Sunay Akın’ın “Kova Kaleci” şiiri yıllardır hafızamdan silinmedi. Kendi şiirlerimi bile ezberleyemeyen ben mıh gibi aklımda tutarım büyük ustanın katliama dokunduğu dizeleri…

Kova Kaleci

yedi kova su yeterliydi
sivas’taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde

futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas’a taşıyamadım

g harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli’nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler

S.Akın

“kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım”  diyen şair ve tıp doktoru olan, şimdilerde adına ödüller verilen Behçet Aysan‘ı hatırlayalım.

“Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için yakılması gereken”   
diyen, 2 Temmuz’daki katliamda ağır yaralanan ancak komadan çıkamayıp 9 Temmuz 1993′de hayatını yitiren Metin Altıok’u unutmayalım.

“İnsancıl insanlar barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin”  diyen Alevi müzisyen Mazlum Çimen’in kendisi gibi müzisyen babası Nesimi Çimen’i unutmayalım.

Ve diğerlerini…

Bu insanlık suçuna sessiz kalmayanlar bu akşam saat 19:00′da Taksim Tramvay durağında protesto yapıyor. #bizdezamanasimiyok #SivastaZamanAsiminaHayir taglerini ve @hergunluk ‘ü twitter’dan takip edebilirsiniz.

Barışla dolu bir dünya için sevgiler,

Ak Sayfalarda Kara Adamlar

8 Mar

Bu şiiri yazdıktan sonra
pastel boyalarla evler yapacağım.
Kağıttan havalanacak temelleri ama depreme dayanıklı
Rengarenk panjurlu evler, ala kapılı…

Bu şiiri yazdıktan sonra
üç metre kadınlar çizeceğim kağıtları birleştirip
evlerden uzun boylu kadınlar,
ağaçlardan bile büyük
memeleriyse kafalarından…

Erkekleri çizeceğim ak kağıtlara, kara kafalı
yüzleri birbirine benzeyen adamlar,
cepsiz pantolonlar giyen
ve ortadan ikiye ayıran saçlarını…

Bu şiiri yazdıktan sonra
resim yapacağım
Kimse ölmeyecek depreminde kağıdımın,
şiirlerimde ki gibi olmayacak
Karanlık olmayacak
ve çizdiğim güneş hiç kaçmayacak kağıdımdan,
sağ köşede öyle asılı kalacak.
Kadınları büyüteceğim, erkeklerden,
evlerden hatta tüm nefretlerinden ve üzüntülerinden büyük olacaklar.

Bu şiiri yazdıktan sonra
yüreklerinizi ortadan ikiye ayıran ve bacaklarınızı,
acı sokmaya çalışan adamları çizeceğim
Gülüşlerinizi, öpüşlerinizi sözde ceplerinde taşıyan erkekler çizeceğim,
kadınlardan küçük
ve sineklerden az büyük.

Bu şiiri yazdıktan sonra
size okutacağım
ve resim yapacağım pastel boyalarla, ak kağıtlara~~

Sevgiler,

Nazlıhan Şevik

Tüm Kadınların Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun…

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Hergünlük Altın Örümcek Oyları goes to…

6 Mar

Altın Örümcek Web Ödülleri oylamaları başladı. Ben de Halk Oylaması’na bu defa facebook üzerinden katıldım. Facebook altyapısını, sosyal medyada yaptığı işlerle adından sıkça söz ettiren Dudes Division ‘ın desteklediği Altın Örümcek ödülleri için oy kullananlara hediye de var. Ama kime çıkar bilmem:)

32 ayrı kategoride 5′er finalistin yarıştığı Altın Örümcek Web Ödülleri için ben de 10 kategoride oyumu kullandım.

Blog kategorisinde Hippi Kız‘a oy verdim. Zaten uzun zamandır takip ediyorum ve çok seviyorum. Tasarım olarak haber sitesi şeklinde olsa da okuması keyifli ve içerik olarak da çok düzgün. Aynı zamanda sosyal medya tarafını da aynı kalitede götürüyor. 9. Altın Örümcek’te Blog kategorisinde yine birinciydi. Sanırım bu yıl yine onun üzerine sağlam bir rakip çıkmamış.

Eğlence kategorisinde  BIRA.FM ‘e bayıldım. Altın Örümcek olmasa farketmeyecektim bile ne feci, niye duyurmuyorsunuz? Aslında teknolojisi çok basit, altyapısı bir zamanlar çok dinlediğim ama yasaklardan sonra unuttuğum Grooveshark tabanlı. Çoktan seçmeli radyo hissi uyandırıyor. Frekanslar aslında playlistler, ama müthiş güzel. Eminim siz de çok seveceksiniz. Belki sevmişsinizdir bile;)

Reklam,PR kategorisinde, benim gözümde 1.lik WANDA Dijital’e yakışacak. Terzi kendi söküğünü dikemez misali interaktif reklam ajansları kendi sitelerini pek önemsemiyorlar. Paralı işler daha tatlı geldiğinden bir türlü zaman ayıramıyorlar desek daha doğru galiba. Wanda yaptığı işlerin güzelliği  kadar kendi web sitesine de özenmiş. Yeni nesil, güçlü ve karakteristik.  Wanda socialist’i çok beğeniyordum zaten, bloguyla ve kurumsal sitesiyle de çok tatlı bir bütünlük yakalamış. Bravo!

Otomotiv kategorisinde carpuzz.com ‘a ısındım en çok. Yaparken kendi sitesini de yenilemeyi unutmayan Roka Dijital yapmış, pek de güzel iyi yapmış taaam mı!

Kurumsal Web Sitesi kategorisinde vakko.com ’u sevdim. -99designstudioo yapmış.-99′un tarzını diğer işlerine de göz gezdirip çok beğendiğimi söylemeliyim, sanırım Yıldız Teknik Üni’nin içinde kurulan genç bir ajans, tebrikler.

Advergame‘leri çok sevsem ve hepsini denemek istesem de bu yıl finale kalanları beğenmedim. Çok daha keyifli işler yapıldı diye hatırlıyorum 2011′de.  Aztuşlupiyano olayı çok iyidi ama sizce de eskimedi mi? Hala finalistler arasında?! Tavlasanabeni projesi neden sadece erkeklere, bize birşey yok mu sinir oldum. Ha bir de tamam advergame olayı zor bir şey ama bu yavaşlık ne, açılana kadar dünyam karardı, hadi açıldı, kızla konuşurken sürekli takılıyor, loop ediyor.  Doluca’nın delicesevenler olayı güzel ama çok hata veriyor. Trt için yapılan superkahraman işini hiç saymıyorum ve finalistime geçiyorum. Karşınızda Bir Bomonti Macerası. Anladığım kadarıyla bir nevi dedektiflik oyunu. İpuçlarını ve davaları takip ederek sonuca ulaşmaya çalışıyorsun. Keyifli ve meselelere kafa yorduran bir oyun. 12 Mart’ta başlıyormuş.

Bankacılık-Finans kategorisinde favorim; BankalarArası Kart Merkezi’nin Pixelplus‘a yaptırdığı BayBayNakit. Kart kullanmaktan nefret eden biri olsam ve nakiti çok sevsem de BayBay Nakit’te dakikalarımı geçirebilir, belki ‘sinirli keklik’ maskotlarını bile sırf bu site için sevebilirim.

Etkinlik Kültür Sanat kategorisi finalistleri arasında 2009 yılında cafesinin işletme yöneticiliğini yaptığım Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi‘ni görünce pek objektif olamadım ve oyumu ondan yana kullandım. Siteyi Tofaş-Fiat’ın pek çok işini başarıyla yürüten Pure New Media yapmış. Objektif olarak baktığımda da yine onu seçerdim herhalde, gerçekten mekanın tarihi dokusunu, ruhunu ve güzelliğini olduğu gibi yansıtmış.

Gurme kategorisinde finale kalan Rıddım ’ın yeni sitesi çok underground olmuş. Introları pek sevmesem de bu girişi oldukça etkileyici buldum.

Ünlü Siteleri arasında tasarımını en çok beğendiğim Cem Hakko‘nun web sitesi oldu. İş yine -99′un. Benden size +99 :)

Altın Örümcek Web Ödülleri hakkında daha fazla bilgi

Halk Oylaması’na katılmak için: Altın Örümcek Facebook sayfası

Finalistlere başarılar diliyorum.

İnşallah favorilerim kazanır:) Amin.

Sevgiler,

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins