Lomography FishEye Fotoğraf Makinesi Çekilişi

17 Mar

İlk defa blogumda bir çekiliş duyuruyorum. Ama bu çekilişin hediyesini görünce dayanamadım ve çok istedim. Üstelik çekilişi yapan blogu da yeni keşfetmeme rağmen çok sevdim. Ben şansımı deneyeceğim, kendime rakip yaratıyorum ama belki siz de denemek istersiniz?

İlginç Etkinlik ve Aktivitelerin habercisi <<OMActivities Blog>> ödüllü bir çekiliş düzenliyor. Bu çekiliş sonucunda 1 adet Lomography Fisheye Analog fotoğraf makinesi hediye olarak verilecek. Siz de bu hediyeye sahip olmak  istiyorsanız katılım bilgilerine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Peki Lomography FishEye fotoğraf makinesi ne yapar?

İşte böyle balık gözü harika fotoğraflar çekmenizi, çekerken eğlenmenizi sağlar:)

Sizce de şahane bir makine değil mi?

Oltayı atıp balık gözü makineyi kim yakalayacak acaba?

Bol şanslar!  :)

Karadeniz Mutfağı’na Fena Sardık

12 Mar

Nur Abla, Nalia

Karadeniz Mutfağı en çok merak ettiğim mutfaklardan biridir. Belki de aslımın Karadenizli olmasındandır kimbilir. O topraklarda hiç yaşamamış, hatta neredeyse görmemiş olsam bile en azından dedemin babasının o topraklarda ömrünün geçtiğini, o kültür ile yoğrulduğunu yani soyumun hamurundaki o Karadenizliliği yok sayamam. Aslına bakarsanız Sinoplu, Karadenizli olmanın enerjisini ve aynı zamanda ağırlığını bir arada taşıdığıma inanıyorum. Neyse gelelim Karadeniz Mutfağı’na… Hani diyorum ya; ben bizimkilerde görmedim, çünkü babaannem de olay kırılmış, kendisi muhteşem yemek yapar ama Bursalı olduğundan Karadeniz lezzetleri evimize hiç girmedi diyebilirim. Ama içimde hep yaradır.

İstanbul’da uzun zamandır dikkatimi çeken bir mekan vardı ismi Nalia. İçerenköy tarafından Bostancı köprüsüne gelmeden hep görüyordum. Bembeyaz bir köşk, sonradan restore edilmiş. Tabelasındaki Karadeniz Mutfağı  yazısını ne zaman görsem ya şuraya da bir gelemedik diyordum ki geçenlerde gittik.

Nalia arşivinden

Öncelikle mekan nostaljik ve genel olarak iyi dekore edilmiş. Çok şık diyemesek de kurumsalı, temizliği, sadeliği yöresel lezzetler sunan bir restorana göre çok çok güzel.  Fiyatlar da kaliteye göre ekonomik bile sayılabilir.

Fotoğraf bana ait

Neler yedik? 

Mısır ekmeği // Ücretli, iki küçük kare dilim geldi, tadımlık gibiydi.

Baharatlı Zeytinyağı // İkramdı, aynı zamanda mısır ekmeğinin kuruluğunu alan güzel bir başlangıçtı

Karalahana Çorbası // Çorba gibi değil de neredeyse sulu yemek kıvamında ben pek karışık şey sevmiyorum ama eşim bayıldı.

Turşu Biber // İkram, gayet güzeldi.

Mıhlama // Daha önce de birkaç defa yemiştim, ama bu hayatımda yediğim en iyi mıhlamaydı.

Kuru Fasülye // Çayeli fasülyesi, yağı biraz fazla ama taneleri dolgun ve tadı enfesti!

Akçaabat Köfte // Ben daha farklı bir tat hayal etmiştim çok bir orijinalliği yok ama lezzeti gayet yerindeydi.

Daha önce yine bu blogumda çok sevdiğim Trabzon Pidesinin adresi Lider Pide‘yi anlatmıştım size. Lider’in kavurmalısından kıymalısına tüm pide çeşitleri harika, detayları buradan okuyabilirsiniz.

Vee Nur Abla

Gazete arşivinden

Burnumuzun dibine, Çekmeköy girişine açılan Nur Abla aslında oldukça eski. Daha önce de Ümraniye Tepeüstü’nde müdavimleri varmış, hala da var. Ama biz buradakini keşfettik ve fena sardık. Mekan olarak da kocaman, ferah, tertemiz. Kadın elinin değdiği her halinden belli. Hafta sonları ve çocuklu aileler için de ideal.

Anonim görsel

 

Neler yiyoruz?

 

Kara Lahana Dolması // Ben içini eşim dışını yiyor:)

Mıhlama // Nalia’nınki daha güzel bunların peyniri biraz tuzsuz.

Pide Çeşitleri // Özellikle kavurmalı kaşarlısı muhteşem.

Anonim görsel

Aynı zamanda Nur Abla’da çeşitli ev yapımı reçeller, Karadeniz yaylalarından ballar bulabilirsiniz.

Şimdi sırada Fasülye Kavurması ve Hamsili Pilav var. Aslında Hamsili Pilav’a karşı bir nebze ön yargılıyım. Eğer bunu aşarsam Hamsi tatlısı bile yiyebilirim.

Karadeniz Mutfağı son dönemde gerçekten yükselen yıldız. Hani pideciler, kuru fasülyeciler hep vardı ama artık tam yöresel lezzetler de özellikle İstanbul’da pek çok yerde bulunuyor. Yeni yeni Karadeniz restoranları açılıyor. Sizin de bildikleriniz varsa lütfen paylaşın, deneyimleyelim. Umarım bir gün her birini yerinde de yeme şansımız olur. Kızım biraz daha büyüsün bir Karadeniz turu yapmak istiyoruz inşallah.

Çünkü Karadeniz Mutfağı’nı tanıdıkça seviyor, sevdikçe kendimi daha çok oralı gibi hissediyorum, sevdikçe yiyorum da bu kiloları ne yapacağız işte onu bilmiyorum:)

Yaşasın Yemek Yapmak!

10 Oca

Yemek yapmayı nereden öğrendiniz?

Annem yemek yaparken beni hep yanına çağırırdı, “kızım gel bak bunu nasıl yapıyorum“, “bak bu şöyle yapılıyor gel bir izle, bir öğren” der dururdu. Ama ben hiç gitmezdim, “heee biliyom ben onu” ya da “of ya ne gelemem şimdi işim var, dersim var” falan fıstık numara çekerdim. Onca 5 yıldızlı otelde, restoranlarda çalıştım, aşçılarla kafa patlatıp menüler çıkardım, yemekleri görünce içinde ne olduğunu anlayacak kadar kompetan oldum ama kendim yapmıyordum. Sonra gün geldi evlendim. Kaldım mı öyle kendi başıma, ne executive şeflerimi arayabilirdim bu saatten sonra ne annemi… Ya bana derseler ” ee ben anlatırken, yaparken neredeydin?”

Ben de kalktım kitaplar edindim, Ümit’i ne Ayşe’si Oktay’ı hepsinin tariflerini deniyor en beğendiklerimi işaretliyordum. Bir çok şeyi tarifler sayesinde ilk defa yapmama rağmen güzel beceriyordum, çünkü hemen her şeyi tam tarifine göre değil mantıkla yapıyor, içgüdüsel olarak içine bir şeyler katıyor daha da lezzetlendiriyordum.

Halen yemekleri yaparken kitaplarımdan yararlanırım. İnternet tarifleri çok karışık, herkesin yapış şekli farklı bazen de ordan burdan sallayıp yazıyorlar ortaya saçma sapan bir şey çıkıyor. Güvendiğim birkaç site dışında internetten yemek yapmam.

Geçenlerde bir komşumla ve birbirinden güzel kitaplarıyla tanıştım. Kendisi Faslı, eşi Fransız, ismi Jamila ama herkes ona Cemile abla diyor:) Kız kardeşi halen Fas’taymış ve muhteşem bir aşçı ve yemek yazarıymış. Jamila abla da en az onun kadar iyi bir aşçı ve kız kardeşinin tüm kitaplarını Türkçe’ye çevirmiş.

Kitaplar yemek türüne göre ayrılmış ve tüm tarifler 13 kitapta toplanmış. Bir sürü özel ve farklı yemek tarifi ve ikramlık yiyecekler var. Alışılagelmiş lezzetlerin dışında ama mutfak bütçesini zorlamayan tarifler. İşte en çok buna sevindim. Çünkü insan özellikle misafiri geleceği zaman farklı lezzetler yapayım istiyor ama iş biraz fantaziye binince bütçeyi de ona göre arttırmak gerekiyor.

Bu kitaplarda öyle bilmemne yatağında etler, bilmemneyle marine edilmiş,  tütsülenmiş efendime söyleyeyim bilmemne usulü pişirilmiş şeyler yok! Gayet mütavazı isimlerle gayet basit şekilde hazırlanan yiyecekler var. Sunumları oldukça başarılı, her yemek bitmiş haliyle sunum esnasında fotoğraflanmış.

Ve bir güzel tarafı ise her tarifin aşama aşama fotoğraflanması…Diğer kitaplarda olmayan önemli bir detay bence. Jamila ablanın dediğine göre bu yemeklerin yapılması, fotoğraflanması için özel bir stüdyo daire kiralanmış ve çekimler yaklaşık 3 ay sürmüş.

Yani “yemek emek ister” deyişinin hakkını vermişler. Ama karşılığında da on numara kitaplar çıkmış. Siz de benim gibi yemeklere meraklı ama her yapışında garantilemek için de olsa tariflere bakanlardansanız, tarifler için her an bilgisayar açmak zor geliyorsa, kitapları seviyorsanız bu güzel kitaplardan edinebilirsiniz.

Yazar: Rachida Amhaouche

Çeviri: Jamila Marchal

Yayınevi: Chaaraoui

Bilgi için: dunyalezzetleri@hotmail.com ‘a mail atabilirsiniz,  gerçi sudan ucuz ama blogumdan geldiğinizi söylerseniz indirim de yapacaklar:)

Böyle kitaplar sayesinde yaşasın yemek yapmak!

Kolyelerimi Nereye Asıcam?

16 Tem

Her gördüğümüz kolyeyi gidip alıyoruz sonrada hepsini bir araya koyup takmak istediğimiz zaman birbirlerinden ayırmak için ecel terleri döküyoruz. Şu kız bebekli kolye tutucular var ama kolyelerin boyları çok uzun ve boncukları ağır geldiğinden sürekli düşüyor ya da çok kalabalık, çirkin görünüyor.

Siz de benim gibi kolye almaktan vazgeçemiyor ve evde nereye sokuşturacağınızı bilmiyorsanız birkaç Diy önerim var. Ben hangisini yaparım bilmem ama hepsi harika görünüyor. Fotoğrafların altındaki kaynaklarda yapılışları adım adım anlatılıyor.

Hadi takıp takıştıranlar, bu sefer eller çalışsın!

Dal Kolye Tutucu

Kolye Tutucu Daire

Çerçeve Kolye Askısı-1

Basit Kolye Tutucu

Ağaç Kolye Tutucu

Kolye Askılığı

Dal Kolyelik

Zebra Kolye Tutucu

Kolye Panoları

Tırmık Kolye Askısı

Kolye Çerçevesi -2

Kolye Organizeri

Hadi bakalım gösterin hünerlerinizi, toplayın kolyelerinizi. :)

Tavacı Recep Usta – Bursa

11 Tem

Hafta sonu kardeşim ve eşi sizi  ”Meşhur Tavacı Recep Usta” diye bir yere götüreceğiz harika, bayılacaksınız dediklerinde gözümde küçük, saç kavurma ve tava yemekleri yapan alelade ama lezzetli bir mekan canlanmıştı. Kardeşim “akşam giderken üzerimizi değiştiririz” deyince şaşırdım “nasıl yani şık bir yere mi gidiyoruz ki” dedim. “Çok güzel, gidince görürsün, yeni açıldı” dedi. Zaten eski olsa 3 yıl öncesine kadar Bursa’da yaşayan ve restorancılık, otelcilikle uğraşan biri olarak mutlaka bilirdim.

Mekana girdiğimizde ilk izlenimi şahaneydi, otoparkı, valelerin temizliği, ardından giriş lobisi, mobilyalar, dekorasyon herşey çok hoştu. Tek eksik kapıda karşılayan bir hostesin ya da bir görevlinin olmamasıydı. Kendim için demiyorum ama Bursa halkı ilgi ister, karşılanmak, pohpohlanmak hatta tanınmak ister bunu eski tecrübelerime dayanarak söylüyorum:)

Hava çok güzel olduğu için dışarda oturmayı tercih ettik, dışarı çıkarken kapalı mekanı görme ve inceleme şansım da oldu. En güzel özelliği tavanın yüksekliği ve bir kaç farklı mobilya grubu tercih etmiş olmaları. Çünkü bu kadar büyük kapalı mekanlarda tek tip mobilya olunca resmen sıkıcı bir yemekhaneye dönüyor. Özellikle cottage tarzı çiçekli koltukları ve beyaz fransız sandalyeleri çok beğendim.

Bahçeye çıkınca kendimi bambaşka bir yerde hissettim. Neredeyse 3 metre yüksekliğinde kafesler ve içlerinde aynı türde onlarca kuş… Kafeslerde kuşların zaman geçirebileceği ve kendilerini doğal bir ortamda hissedebilecekleri örgü sepetler, ahşap yuvalar, dallar muhteşemdi.

 

Muhabbet kuşları için bir kafes, sultan papağanlar için bir kafes, güvercinler için ayrı bir kafes… Gerçekten çok özenilmiş,  kafesler tertemizdi. Sürekli bakımlarının yapılıyor olduğu belliydi.

Kuşlar çok mutlu görünüyorlardı, cikcik ötüyorlar, yemlerini yiyorlar, kimi uyuyor, kimi öpüşüyor, kimi tünediği yerden insanları izliyor hepsi kendi türleriyle uyum içinde, eğlenerek yaşıyorlar.  Eşimle en çok bu kuşa güldük, doğal bir güvercin değil sanırım ama tipi çok komik, ismini yargıç koyduk, hakim yaka tüyleriyle kafesinin en bilgesi duruyordu.

Bir de şu tek yuvaya sığmış kuşları görünce çekmeden edemedik, nasıl da tatlılar baksanıza, tıpkı bizim gibi aynı yuvadan bakıyorlar dünyaya:)

Neyse artık lezzetlere gelelim. Mekanın en meşhur yemekleri kuzu etli saç kavurma, kaburga dolması ve kuzu gerdan. Mekana adını veren ve aynı zamanda sahibi Recep Usta Diyarbakırlı bir aşçı. Aşçılıktaki ilk ustalığı da gerdan haşlamadır. Yılmaz Erdoğan’ın sevilen şiirindeki “Ben seninle bir gün Veysel Karani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim ” dizesinde geçen lokantanın aşçısı ve  haşlamayı yapan ise Recep Usta’dır. Lezzetlerini  2000li yıllarının başında ilk olarak Ankara’da tattırmaya başlayan Recep Usta kısa sürede İstanbul, İzmir ve şimdi de Bursa’daki şubeleriyle bir zincir haline gelmiş.

“Farklı bir tat, güzel bir yemek, iyi bir hizmet sunmuşsam dünyanın en mutlu insanı benim” diyen Recep Usta’nın eli de bir bol ki sormayın, alacağınız yemekleri kaç kişiyseniz ona göre alın. Mesela biz 4 kişi 1 saç kavurma 1 kaburga dolmasıyla tıka basa dolduk. Yemeklerin çoğu 2 kişilik. Hatta çok aç değilseniz 3 kişi yanında gelen ikramlarla beraber 1 kaburga dolmasıyla doyar.

İkramlar demişken ortaya gelen her şeyin lezzeti harika, gittiğimiz gün orta alanda çiğköfte show vardı, sonra masalara dağıtıldı, hem de etli:( Biliyorsunuz dışarıda artık yasak ama böyle yerde de yenilirdi. Fakat hamile olduğum için kokusuyla yetindim. Ardından haşlama içli köfte ve kuru patlıcan dolması geldi, herkese 1′er tane tadımlık ama şahaneydi.

Patlıcan sevmememe rağmen hapır küpür yedim. 20 haftalık hamileyim ilk defa dışarıda salata yedim, tertemiz ve çok iştah açıcı görünüyordu. Taze otlardan, rokalı, fesleğenli ve tabii ki nar ekşili harika bir yaz salatasıydı. Onun dışında kasede servis edilen sulu, isotlu, domatesli ezme geldi. Yemekle beraber sormadan masaya gelen bol köpüklü yayık ayranı, bakır kapta ve bakır kaşıkla servis edildi. Bu adisyona eklenmişti sanırım içecek siparişi vermezseniz otomatik olarak masaya geliyor:)

Öyle çok ikram var ki olsun o kadar diyebiliyorsunuz. Yemekten sonra gelen dondurmalı irmik tatlısı ve cevizli sıcak baklava olağanüstüydü.

Hemen arkasından geleneksel kostümüyle mırra kahve servis eden garson geldi. Arap kökenli acı ve koyu kahve minik fincanlarda servis ediliyor ve tek yudumda içmek zorundasın. Mideyi rahatlatma özelliğinin yanı sıra fincanının elden alınıp ele geri verilmesi. Eğer fincanınızı kazara masaya bırakırsanız bahşiş vermek zorundasınız.

Foursquare’dan check-in yaptığımız sırada birkaç kötü yoruma denk geldik ama biz hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadık. Servisin kötü ve yavaş olduğundan bahsedilmiş ama bize son derece işini iyi bilen bir garson denk geldi. Belki kalabalık günlerde sıkıntı yaşanabilir ama personeli gayet yeterli görünüyor, tabii bilgili ve kalifiye personel ne kadar onu bilemem.

Fiyatları ise bu hizmetlere göre gayet güzel, ucuz değil elbet ama bunca ikramı görünce evet hak ediyor deyip, paranızın karşılığını aldığınızı düşünüyorsunuz.

Bursa’da olanlar veya yolu Bursa’dan geçeceklere duyurulur! Acilen İstanbul’daki mekanlarını keşfetmeli!

Afiyet Olsun.

Konum ve menüyle ilgili her türlü bilgiyi sitesinden öğrenebilirsiniz: tık 

 

Hergünlük Tatile Çıkıyor!

9 Haz

Havalar ısındı, annemin sitesinde havuz açıldı, Bodrum’da işler de var, ee o zaman bize bye bye!

Hergünlük 1 hafta Bodrum’da! Oradan da yazarım desem yalan olur bence, gelince gezi notlarımı heyecanla yazacağım.

Bu defa uçakla değil kendi arabamızla road trip tadında gideceğiz Bodrum’a, benim göbek / bebek fazla büyümeden gidelim dedik, bir daha fırsat olmaz…

Tatil Listemde neler var?

Bol bol elbiseler, şifon etekler, beli lastikli şort, tunik, yeni aldığım hamilelik salopetim, saç bantları, terlik ve sandalet, kocaaman şapkalar ve gözlüklerim, yüksek faktörlü krem, after sun, yolda giderken dinlemek için güzel MP3ler, müze kartım, yelpaze, peştemal, fotoğraf makinem, şarjlarım, kişisel bakım eşyalarım…

Bu arada birşeyler unutmamak için hazır liste var mı diye bir bakayım dedim az önce, valizim.com ‘u keşfettim. Bence süper bir düşünce, insan bir de benim gibi son dakikaya kaldıysa böyle birşeye ihtiyaç duyabilir. Valizim’de siz sadece  kaç günlük bir tatil istediğinizi, hangi vasıtayla gideceğinizi ve bunun gibi 8 soruyu daha yanıtlıyorsunuz o size otomatik bir liste oluşturuyor. Faydalı bir uygulama, tavsiye ederim.

Şimdilik hoşçakalın!

Sevgiler,

Bebeğimiz Geliyor!

2 Haz

Uzun zamandır yazmayışımın bir sebebi vardı.

Hadi 3 ay bir dolsun, ilk trimester bitsin, aman hadi cinsiyeti de belli olsun derken 15.haftayı devirdik. Evet, neredeyse 4 aydır içimde canımdan, kanımdan beslenen bir can var.  Blogumda da bu haberi yazmak istediğim için başka hiçbir şeye konsantre olup yazamadım. Bir an önce facebook’taki arkadaşlarıma ve buraya uğrayan okuyucularıma haber vereceğim günü bekledim heyecanla…

Sonra buranın hepten bir hamile günlüğüne dönmemesi ve  gebelikti, annelikti gibi duygusal meseleleri  karıştırmamak adına yepyeni bir blog daha açmaya karar verdim. Hergunluk yine bildiğiniz gibi, anlatı, gezi, yeme-içme ve diy projeler kategorilerileriyle  devam ederken, Herhaftalik hafta hafta gebelik sürecimi anlattığım, daha sonra da inşallah annelikle, bebek bakımıyla ilgili edindiğim bilgileri, yaşadıklarımı paylaştığım bir blog olacak.

Şimdiden başladım bile bıdı bıdı yapmaya:  herhaftalik.blogspot.com

Bebeğimiz geliyor ve ben daha şimdiden bir an önce kavuşmak istiyorum.  Bugün yine ultrasonda gördüğümde kocaman olmuş bu hadi doğsun artık diyorum, çok sabırsızım sanırım.

Öyle heyecanlı, öyle mutluyuz ki… Eşim de ben de bebek fikrine yeni yeni ısınırken bir anda oluverdi yani çok beklemedik ama çok mutlu olduk, Allah isteyen herkese zamanında, hayırlısıyla, sağlıkla versin inşallah. Bunu herkes söylerdi de inanmazdım, insan nasıl hemen hazır oluverir, hiç “ay anne olabilir miyim” demez mi derdim ama başıma gelince anladım, gerçekten bebeğin rahme düştüğünü öğrendiğin günden itibaren insan anında hazır oluyor, sanki yıllardır bunu bekliyormuş gibi… Gerçekten kadına annelik, anaçlık duyguları, içgüdüsü işlenmiş, genlerimizde hepsi var. Yani ay daha hazır değilim galiba diye düşünmeyin, eşinizin ve diğer şartların da normal olduğunu düşünüyorsanız hiç başka bir şeye ihtiyacınız yok.

Anne olacağınızı öğrendiğiniz gün anneliğiniz başlıyor. Yeme, içme alışkanlıklarınızı değiştirmeye, vücudunuzu daha çok önemsemeye, kendinize sırf onun için bile olsa daha çok bakmaya, insanlara, çocuklara ve dünyaya karşı çok daha iyimser olmaya başlıyorsunuz. Vücudunuz gün be gün bu yeni duruma alışmaya çalışırken, duygularınız da baştan aşağı değişiyor.

Günlerdir doktora gitmeyi bekliyordum. Dün gece heyecandan meraktan uyuyamadım. Gerçi son gittiğimizde (3 hafta önce) doktorumuz bir ay sonra gelin, o zaman cinsiyetini de anlarız demişti ama biz bir ayı doldurmadan, sabredemeyip gittik.  Bugün cinsiyetini öğrendik yavrumuzun, ama bunu herhaftalik‘ta açıklayacağım, sizi de oraya bekliyorum:)

Onun varlığını öğrendiğimde, bunun şimdiye kadar tattığım en güzel duygu olduğu için, dünyaya geldiğini gördüğümde, kucağıma aldığımda nasıl bir duygu yaşayacağımı tahmin bile edemiyorum!

Yeniden, Allah evlat isteyen herkesin bebeğini sağlıkla kucağına almayı nasip etsin diyorum.

Sevgiler,

Galata’dan bakış…

9 May

Biliyorum uzun zamandır gezi yazısı yazmadım, çok gezdiğim için yazacak vakit bulamıyorum desem… :) Havalar ısındıkça beni her yeni gün heyecanlandırıyor, hele ki hafta sonu gelince hemen planlar yapmaya başlıyorum, nereye gitsek? ne yesek? neler fotoğraflasak? Bu Cumartesi için rotamızı çizdim: Eski İstanbul ve tabii ki Galata!

Arabamızı Üsküdar’da bırakıp motorla Kabataş’a geçtik. İlk defa beraber fünikülere de bindik, pıtır pıtır Taksim’e çıkıp hemen hamburgerlere saldırdık. Amacımız önce Galata’ya kadar yürümekti ama zaman kaybetmek istemediğimden ve mağazalara dalarım da tarihi bir geziyi alışverişe döndürürüm korkusuyla tramvaya atladık. Aslında yürürken tramvayın zili bizi kendimize getirdi geri dönüp bindik çufçufa…

Eğlenceli tabii ama onun yolundan çekinmeden yürüyen insanlar yüzünden iki üç kere kaza tehlikesi atlattık. Tünelde yani son durakta inip müzik aletlerinin satıldığı sokaktan aşağı Galata’ya indik. Önce turistler kalabalıklaşmaya başladı sonra satıcılar. Mis gibi hıyarları görünce dayanamadık kilosu 50 krş olan hormonlu salatalığın tanesine 1 lira verdik ya neyse:)

Belki benim gibi ve aslında İstanbul’da yaşayan pek çok insan gibi siz de Galata’yı sadece kıtalar arası vapur yolculuklarında veya Beyoğlu’nun bir ara sokağında size göz kırparken görmüşsünüzdür. Hani bir sokaktan aşağı bakarken bir anda karşınıza devasa kukuletasıyla çıkıvermiştir de yanına kadar gidememişsinizdir. Bence daha fazla ertelemeyin ve gidip İstanbul tarihinin en güzel yapılarından biri olan Galata’da bir ayak izi bırakın ve muazzam manzarasının keyfini çıkartın.

Gidebiliyorsanız hafta içi gidin çünkü malum turist sezonu açıldı ve girmek için deli gibi sıra bekliyorsunuz. Girdikten sonra asansör sırası, yukarıda tur atarken fotoğraf çekme sırası, yürüme sırası, wc sırası, aşağı inmek için yine asansör sırası…Sonunda bayılmak istemiyorsanız hafta içi gitmeniz daha mantıklı. İçeride sizi karşılayan, asansörde sıraya koyan, cafe&restoran kısmında çalışan personel fazla yetersiz ve çoğu İngilizce dahi bilmeden kabaca yönlendirme yapıyorlar. Hatta bizim şansımıza merdivende iki garson  birbirine girmişlerdi, o kalabalığa aldırmadan, nerede olduklarının farkında olmadan küfürler havada uçuşuyordu. Bu personel olayına el atılması ivedilikle elzem!

Neyse efendim yukarıda bir manzara var, akıllara zarar. Kulenin üzerinde hafif bir rüzgar eşliğinde 360 derece dönüyorsunuz, İstanbul’un tüm sureti ayaklarınızın altında… Allahım bir şehir bu kadar mı güzel olur, 360 derece yapının neresinden bakarsan bak her yeri güzel. Kapıdan çıkınca sizi karşılayan Beşiktaş, Kabataş, Karaköy ve Anadolu Yakası’nın sisli silueti mi dersiniz, biraz ilerleyince Topkapı ve Sultanahmet’in Kaf Dağı’nda bir masal şehri gibi size yeşillikler arasından gülümsemesi mi? Galata Köprüsü’nün yorgun bir balıkçı gibi duruşunu mu izlemek istersiniz yoksa Haliç’in sukunetli bilge halini mi?

Yukarıdayken kestiğimiz bir cafeye gidip biraz daha teras keyfi yaptıktan sonra Beyoğlu ve Galata’nın mistik ara sokaklarından aşağı salınıp Karaköy’e vardık.

Eminönü aktarmalı Üsküdar vapurunu ararken hiç görmediğimiz bir yerini daha gördük İstanbul’un. Vapur iskelesinin kıyısına kurulmuş balık pazarı ve balıkçı çadırlarının üzerine tünemiş onlarca martı… Aralarında bu leylek kardeşi de görünce bu yılın çok gezmeli bir yıl olacağına emin oldum:)

Bu şehir her gün sövdüğümüz kalabalığına, trafiğine, betonlaşmasına rağmen binlerce yıldır güzelliğinden hiç bir şey kaybetmiyor. Boğazında yüzen gemileriyle, denizinin sokak çocukları martılarıyla, büyülü tarihiyle, kaleleri, sarayları, köprüleriyle bizi büyülemeye devam ediyor.

Sevgiler, bol gezmeler…

 

İsviçre Çakısı Olmak 2

23 Nis

öncesi

Dergi Bursa- Şubat- Mart sayısında yayınlanmıştır.

http://www.dergibursa.com.tr/

Sizin de öyle olur mu bilmiyorum ama benim yeni tanıştığım kişilerle kurduğum iletişimin üçüncü beşinci cümlesinde illaki ortak bir özelliğim çıkar. Çok şehirli, çok hobili, çok kariyerli olmamın getirisi bu sanırım. Çok kariyerli derken yüksek kariyerden bahsetmediğimi anlamışsınızdır herhalde. İş yaşamım başladığından beri çalıştığım farklı sektörlerden ve farklı pozisyonlardan bahsediyorum. Bu olgu iş dünyasında şuan işverenlerinin en çok önemsediği kriterlerin başında geliyor; fonksiyonellik, çok yönlü olmak. Rakiplerin güçlü olduğu günümüz iş dünyasında kendini farklı alanlarda geliştirmiş, özel becerileri olan insanlar bir adım öne çıkıyor.

Fakat çok yönlü olmak zaman zaman yorar insanı, birçok şeyi eş zamanlı yapmak, eşzamanlı düşünmek zordur. Bu nedenle hata yapma olasılığınız da artar. Ama hata yapmak iyidir, kısa yoldan tecrübe edinmenize ve doğru yola ulaşmanızı sağlar.

Önemli olan üretip, çekinmeden paylaşmak, doğrusuyla yanlışıyla ve bunların hepsinden keyif almak… Ama gerçekten tüm bu söylediklerim size doğru gelmiyor ve ben tek bir alanda uzmanlaşacağım diyorsanız şunu aklınızdan çıkarmayın: Yaptığınız her neyse çok çalışın ve en farklısını yapın! Çünkü asıl uzmanlık, fark yaratmaktır. Ve fark yaratmak farklı şeyleri tanımaktan, bilmekten geçer!

Hemzemin’de buluşmak dileğiyle,

Sevgiyle ve renkle kalın…

Büyütmek için görselin üzerine tıklayın.

İsviçre Çakısı Olmak 1

22 Nis

Dergi Bursa- Şubat- Mart sayısında yayınlanmıştır.

http://www.dergibursa.com.tr/

“Kimiz biz?” diye sorar Calvino.

“ …deneyimlerin, bilgilerin, okunmuş metinlerin, imgelerin oluşturduğu bir bileşke değilsek neyiz her birimiz? Her yaşam, her şeyin, akla gelebilecek her şekilde yeniden karıştırılıp yeniden düzenlendiği bir ansiklopedi, bir kitaplık, bir nesneler envanteri, bir üsluplar dizisidir.”*

Bizi biz yapanlar yaşamımıza kattığımız deneyimler, renkler, yönler değilse nedir?

Hiç düşündünüz mü, çok renkli olmak mı yoksa tek bir rengin tüm tonlarını yaşamak mı güzel olan?

Hayatta bu kadar çok renk, çeşitlilik, alternatif varken hiçbir zaman tek bir şeye odaklanmayı istemedim ben. Rengârenk olmayı istedim, gökkuşağı gibi…

Bir tek şunu yapayım, onun da en iyisini yapayım” mantığında olmadım hiç. Hayata karşı fazla hırslarım olmadığından mı bilmem, hiçbir alanda uzman saymadım kendimi.  Açıkçası bunun eksikliğini de hissetmedim. Çünkü yaptığım her şeyin yaşam kütüphaneme güzel değerler kattığını düşündüm.

Evet, biraz maymun iştahlı davranmış olabilirim ama çok yönlü olmayı seviyorum ben. Bazen kızarım kendime “her şeyi yapmak zorunda değilsin” diye ama bazen de iyi ki diyorum, iyi ki denemişim, yapmışım bak ne güzel birçok konuda az da olsa fikir sahibiyim.

Falanca alanın, bilimin uzmanlarına değil de on parmağında on marifet insanlara özenirim hep. “Aman bir canımız var bu hayatta, yapmalı ne istiyorsa”  diyerek sıvarım kollarımı aklıma esen ne varsa.

Muhteşem bir tirbuşon olmayı değil, İsviçre çakısı olmayı hayal ettim ben.

Okunması gereken milyonlarca kitap, görülmesi gereken bir sürü resim, film varken, öğrenilecek, yapılacak, uygulanacak sayısız şey varken nasıl bir hikâyeye saplanıp kalabilirim ki…

Küçük yaşlardan beri içimde onlarca alana karşı eğilim oldu. Her şeyi denemek istedim. Müzik yapmak, şiir yazmak, tiyatro, spor, sanat… Nihayetinde her şey hayatın içinde değil mi!  Ya bir duyumuzla algımıza giriyor ya da bir yerlerde bir şekilde dikkatimizi çekiyor. Yaşadığımız olay ve durumlar yaşam tarzımızda ve standartlarımızda değişiklikler yaratırken, onlar değiştikçe alışkanlıklarımız da değişiyor,  yapabildiklerimiz de… Bu süreçte kimi zaman yeteneksiz olduğumu göre göre sevdiğim için yaptığım şeyler oldu, kimi zamansa yetenekler keşfettim kendimde, üzerine gittim. Çok hobili oldum, çok renkli… Ama hepsi yarım yamalak, işte tek sorun bu. Olsun, hepsini de sevdim, vazgeçemedim.

Yaptığım her şeye emek verdim fakat “ben bunu her şeyiyle tam yapayım” demedim. En sevdiğim, kendimi en doğru ifade ettiğim uğraş olan ‘yazma eylemi’ bile işte bu kadar! Yani dolu dolu kitaplar yazayım gibi bir gayretim olmadı hiç. Blogumda bile tek bir konu üzerine yoğunlaşıp yazılar yazmak istesem de yapamadım,  bir parça sanat, bir parça edebiyat, bir parça günlük… Tıpkı şuan yaptığım iş gibi, biraz reklam, biraz pazarlama, biraz proje yönetimi… Tıpkı yaşadığım hayat gibi; her şeyden biraz biraz!

Zaman içinde onları sentezlemeye çalıştım, mesela tiyatroyu edebiyatla birleştirsem dedim,  birkaç oyun yazmaya çalıştım, yaratıcıydı ama öylece kaldı. Sonucunu boş verin, hissettirdiği duygu çok güzeldi. Zaten bakın, farklı disiplinlerden yararlanılarak yapılan işlerden yaratıcı ve güzel şeyler doğuyor. Yani tek bir alana bağlı kalınca ve onu çok iyi yapacağım diye uğraşılınca o alanda yaratıcı işlerin çıkması pek mümkün olmuyor. Çünkü tekniğini, derinliğini ve kurallarını çok iyi bilirseniz yaptığınız işin, kendinizi ister istemez sınırlarsınız.

(Devamı yarın)

Büyütmek için görselin üzerine tıklayın.

 

 

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins