Ailece Harikalar Diyarında…

21 Oca

Hayır, başlığı yanlış yazmadım, yanlış da okumadınız. Ailece harikalar diyarında dolandık biraz. Aslına bakarsanız 10 gün önce başlayan ve yaklaşık bir haftaya yayılan serüvenimizi anlatmakta çok geciktim ama hala yaşadığım güzel anların etkisindeyim diyebilirim.

Belki de henüz çocuğumuz olmadığından kendi içimizdeki çocukları gezdirmeye çıktığımız günlerden birinde Küçüksu’daki Carrefour içinde konuşlanmış kocaaaaman bir sirk çadırı gördük. Carrefour’a banyo halısı almak için gittiğimizi unutarak bir anda kalabalık gişenin önünde bulduk kendimizi. “Paris Sirki” gösterinin başlamasına son 10 dakika kala bilet alıp, çocuk ruhlarımızın elinden tutarak girdik sihirli kapıdan içeri. Bir anda küçüldük, ufacık olduk tıpkı Alice gibi.

Tüm gösterileri çıt çıkarmadan, dikkat kesilip, çiçek olup izledik:) En son ne zaman bu kadar heyecanlandığımı gerçekten hatırlamıyorum.

Yer akrobasisi yapan güzel genç kız, otrişli çemberleri önce tek elinde, sonra iki elinde, sonra ayaklarında derken son sayabildiğim havaya atıp tutarak 6 tanesini çevirdiğiydi. Onu izlerken kadınlığın zorluğunu düşündüm, iş kadını, ev kadını, anne, eş, hatta annesinin kızı misyonlarını nasıl da başarıyla evirip çevirdiğimizi…

Sonra ismini yanlış hatırlıyor olabilme ihtimalimin yüksek olduğu komedyen Mr.Lauren…Şakalarıyla, marifetleriyle, jonglör gösterileriyle ve gülmekten katıldığım sakarlıklarıyla bana Chaplin’i hatırlattı. Keşke yaşıyor olsaydı ve onu canlı izleme imkanım olsaydı.

Ardından kendini talaşların içine atıp yuvarlanan eşekler, sirklerin olmazsa olmazı becerikli köpekler, nefeslerimizi tutarak izlediğimiz ip cambazları, illüzyonist, kükremelerinden tırstığım ama acayip sevimli olan Bengal kaplanları hepsi harikalar diyarından çıkmış gibiydi. Fakat benim için en nefes kesicisi ateşli hayatta kalma showuydu.

Siz de kendinize ve çocuklarınıza güzel bir hediye vermek isterseniz biletler burada :)

Ve Bursa…

Canım memleketim diyebiliyorum artık. Orada doğup büyümedim ama 10 yıl yaşayıp İstanbul’a geldikten sonra çok özler oldum. Oradayken sevmediğim hatta nefret ettiğim şehir için şimdi nereli olduğum sorulduğunda ismini söylüyorum tüm içtenliğimle; Bursa…

Kız kardeşimin evliliğinin 3.ayında ilk defa ziyaretlerine gittik, bizi kral ve kraliçe gibi ağırladı. Mutluluklarını, huzur dolu sevimli yuvalarını görmek nasıl mutlu etti beni bilemezsiniz.

Bursa’ya kar getirdik.

Gittiğimizin ertesi günü kardeşimin eltisinin bebek mevlidi vardı. Mevlid esnasında  tıpkı filmlerdeki gibi müthiş güzel bir kar yağdı. Perdeleri aralayıp karın yeryüzünü beyaz bir örtü gibi kapatışını güzel sesli müezzin eşliğinde izledik. Bembeyaz kıyafetiyle Ozan bebeğin ilk karlı gününe şahit olduk. Allah güzel ömürler versin, çok tatlı bir bebek maaşallah.

Akşam karın keyfini çıkartmak için bulvarda yürürken Leman Cafe’ye girdik, öyle spontane. Leman Kültür eskiden de vardı Bursa’da ama daha çok rockçıların, ucuz biracıların uğrak yeri olan bir mekandı. Ne yalan söyleyeyim ben de takılıyordum arada. Ama bu yeni açılan Leman, FSM Bulvarı’nda muazzam bir mekan olmuş, bayıldım. 3 katlı, teraslı, dekorasyonu şahane bir yer olmuş. Leman’ın karikatürden geçilmeyen havasını biraz modernize edip çok daha keyifli ve “şık” bir mekan yaratmışlar. Parkelerinden, lavabolarına ve özellikle esprili ve “ucuz” menüsüne kadar herşeyiyle on numara. Bursa’da mekan işletmiş biri olarak bunun zor olduğunu biliyorum ama personel konusunda biraz daha özenli seçim yapsalar daha iyi olur diye düşünüyorum.Kavaklıdere Selection şarap ve kanka tabağıyla atıştırıp, kalktık.

DVD’cide çekişmeli film seçimini, satıcının da verdiği oyla kızlar kazandı ve Alice Harikalar Diyarında filmini aldık. Rengarenk 3 boyutlu gözlüklerimizi takıp Alice’in kaybolduğu dünyada biz de kendimizi kaybettik. Her şey çocukluğumdaki gibiydi, karakterler, mekanlar, olaylar ama değişen bir şeyler vardı. Çocukluğumun en güzel filmi teknolojinin sunduğu güzelliklerden nasibini almış ve muhteşem bir görsel şölene dönüşmüştü.

Ertesi gün erkenden uyanıp, eski mahallemizdeki Aksu Fırını’nın özlediğim tüm lezzetlerini kağıt poşetlere doldurup düştük dağ yoluna. Seyr-ü Sefa’dan Bursa’yı izleyerek kahvaltımızı edip, zincirlerimizi takıp çıktık dağa. 1.bölge mi, 2. mi derken kendimizi Monte Baia’nın önündeki pistte bulduk. İşte bir harikalar diyarı daha…

Kardeşimle eşinin hızına yetişmek ne mümkün, ben yanlarından ayrılmamaya çalışıyorum, düşersem kalırsam diye, onlar iki tur atıp geliyorlar yanımıza. Zaten canım kocacıma, ilk defa kaydığından ben bile tur bindirdim. Halimiz epey komikti ama çok eğlendik. Akşama kadar elimiz ayağımız buz kesene kadar kaydık durduk. Karnımız acıkınca sığındığımız cafede eski bir dostuma rastladım, orada çalışıyormuş. O da bizi çok güzel ağırladı sağ olsun.

Neyse efendim sözün özü, bu aralar çocuklar gibi eğleniyorum, darısı başınıza.

Hayatımızdan güzellikler, harikalar hiç eksik olmasın.

Sevgiler,