Archive by Author

Neler oluyor, neler istiyorum?

17 Nis

İlk defa mı bu kadar ayrı kaldık ne? Yeni işlerimiz, hayatımızdaki güzel gelişmeler, bir yandan üzücü hadiseler oldukça yoğun haftalar günler geçiriyoruz bu dönemde. Ama güzel haberlerle geldim bloguma.

İnteraktif hizmetler verdiğimiz yeni kurulan ajansımız redif hızla gelişmekte, her yeni gün teklifler veriyoruz, güzel işler alıyoruz. Böyle giderse yakında çok şık bir ofise de kavuşacağız. O zaman daha keyifli ve eğlenceli çalışacağız. Fakat şimdi biraz kendimize bakmamız lazım, işlerin yoğunluğundan kendimize halen bir site yapamadık, terzi sökük misali…

Kendime yapmak için başladığım incili boncuklu bebe yaka kolyeler haddini aştı, blogumda paylaştıkça sipariş almaya başlamıştım ki artık bu işin bu blog üzerinden gitmeyeceğini anlayıp bebeyaka.com adresini aldım ve eşimin de yardımlarıyla fotoğraflar çekip orada satışa başladım. Bu yüzden de çok mutluyum.

Peki bunlar dışında neler oluyor?

Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’daydık, lodos bütün planlarımızı mahvettiyse de biz çok eğlendik. Kardeşim ve eşiyle evde PS’den atariye ne bulduysak oynadık, Şirinler’i 3D izledik, hep beraber yemek yaptık, patlayana kadar yedik. Lodos sesiyle uyuduk:)

14 Nisan babamın doğum günüydü. Ona Bursa’da hep birlikte unutamayacağı bir sürpriz yaptık. En morali bozuk olduğu anda elimizde pastalarla karşısına çıktık kızları ve damatları olarak, tabii iki kat sevindi, canım benim.

Pazar sabahı bulvardaki Leman Kültür‘de muhteşem bir kahvaltı ettik hem de çok ucuza çılgınlar gibi doyduk.

İstanbul’da Duygum’la buluştuk dün, annesiyle doktor kontrolüne gelmişti kuzum. Çok şükür sağlığı iyiye gidiyor ama bunda kendisinin payı çok büyük. Onun enerjisine, gücüne, pozitifliğine bir kez daha hayran kaldım. Onu çok seviyorum Allahım, inşallah çok daha iyi olacak.

Bu arada yaz geliyor derken derken böyle soğuk havalar oluyor ya çok üzülüyorum ben. Dileğim yaz sıcağının içinize gelmesi! Ben enerjimi yeniden kazanmaya çalışıyorum bunun için yazlık alışverişi yapmaya başladım bile;)

Ben neler yapmak istiyorum?

  • Birazdan fırlayıp bebe yakalar için rengarenk kumaşlar ve yeni incik boncuk malzemeler almak istiyorum.
  • Zeki Demirkubuz’un yeni filmi Yeraltı ‘yı izlemek istiyorum.
  • Karpuz yemek ve sandaletlerime atlayıp dere tepe gezmek istiyorum.
  • Bodrum’a gidip balık yemek, salıncakta sallanmak istiyorum.
  • Tiyatro sezonu bitmeden bir kaç oyun izlemek istiyorum.

Aslında anlatacak başka şeyler de var ama sırası henüz gelmedi bence…

Biraz daha merak edin! ;)

Sevgiyle ve güneş ışığıyla kalın…

 

bebeyaka.com açıldı!

5 Nis

Bir süredir sadece en yakınlarımın bildiği ve blogumda da bir kaç kez yazıp görsellerini koyduğum bebe yaka çalışmalarımın artık bir satış kanalı var.

bebeyaka.com açıldı!

http://www.bebeyaka.com

Hem çok heyecanlı hem de çok keyifliyim, tek tük gelen mailler siteyle birlikte epey çoğaldı.

Artık 2.fazı düşünmeye başladım. Nasıl yetiştireceğim, gelen talepleri nasıl karşılayacağım?

Eşzamanlı olarak bebeyakabynaz’ın facebook sayfası ve tabii ki twitter hesabı da aktif oldu.

Bebeyaka’yı takip etmeniz ve paylaşmanız bebeyakanın gelişmesine yardımcı olurken beni de şevklendirecek.

BebeYaka.com‘a gitmek için tıklayın.

Bu yüzden şimdiden çok teşekkürler!

Sevgiler,

Naz

Zikzak Modası

28 Mar

Zikzak deseni ilk olarak İngiltere’de 19ncu yüzyılda iş kıyafeti veya önlüğünü süslemek için doğmuş.  Bu yılki Aztec modasıyla içiçe geçmiş ve benim de oldum olası çok hoşlandığım zikzak desenler için  ilham verici bir kaç şey paylaşmak istedim.

Aslında bu yıl en çok bileziklerde karşımıza çıkıyorlar,

via Upcycle-This

 

 Siz de böyle clutch yapabilirsiniz /DIY Tutorial/

Ziyafet masalarında,

Özkaynak bulunamadı:/

Ama ETSY’de aynı runnerı buldum, satın alabilirsiniz.

Dekorasyonda,

via Etsy

via Etsy

Mobilyada,

Üstelik sadece şu bantlarla kendiniz bile yapabilirsiniz;)

Zeminde,

via Thelennoxx

Kozmetikte biraz Aztec esintisiyle…

via Zebber

ve elbette Kıyafetlerde,

via Lovely Chaos

ve yine bir DIY projesi: Ayakkabılarınız da Zigzaglasın!

via Craftzine

Düz beyaz Kedslerinizden sıkıldıysanız hem eğlenceli hem harika görünümlü bir dönüşüm projesi, Refinery 29 nasıl yapacağınızı süper bir slaytla anlatmış.

Hadi bakalım iyi zigzaglamalar:)

Çin Çin Restaurant

20 Mar

Taksim’deki Fransız Konsolosluğu’nu geçip ilk sağa dönünce görebileceğiniz ama önünden geçerken tabelasına bakıp muhtemelen aklınıza Tutti Frutti’yi getirip gülümseyeceğiniz bir  mekan anlatacağım size. Çünkü benim de önünden geçtiğim bir an, mekanı fark edip “haha Çin Çin” demişliğim vardır:)

Bu ayın başında canım arkadaşım Cicum’un doğumgünü sayesinde tanıdığım bu sevimli, özüne uygun ve samimi bu restoranın adı Çin Çin. Elbette bir Çin restoranı. 2009′dan beri hijyeni ve kaliteyi hesaplı fiyatlarla sunmaya çalışan bu sıcak restoranda Çin Mutfağı’nın en özgün yemeklerini afiyetle yiyeceğiniz garanti. Tabii ki her şeyi yemedim ama oldukça kalabalık masamızda, farklı farklı yemekler tadan insanlar arasında  mutlu olmayan hiç kimse yoktu.

Stickleri anca böyle gözüme tutabildim, kullanabildiğimi gören olmadı

 

Çin Çin Restaurant’a kadın eli değdiği her halinden belli; duvarları süsleyen Çinli kadın resimlerinden, çiçeği eksik olmayan masalara içerideki kibar ama samimi atmosfere kadar her şeyi dozunda feminen;)

Uzakdoğu’lu aşçıların hazırladığı zencefilli, tatlı-ekşi soslu, acılı ve sebzeli yemekler ön planda. Menüde deniz mahsüllerinden, et ve tavuk yemeklerine, vejetaryenler için sebze yemeklerinden, Uzakdoğu’nun vazgeçilmezi noodle ve çeşit çeşit pilavlara kadar her şey var.

Benim seçimim 'Tatlı Ekşi Soslu Dana Eti' oldu.

 

Hem fiyatları hem de ortamıyla gerçekten kasmayan, sımsıcak bir mekan Çin Çin… İşletmecisi Özen Kulaçoğlu adı gibi özenmiş mekanına:)

Üstelik paket servisi, alkol seçeneği ve öğle saatlerinde açık büfesi de var.

Tek eksiği sushi o da zaten Çin değil Japon restoranlarında olurmuş, ben de orada öğrendim. Hani benim gibi soracak falan olursanız aklınızda olsun;)

Sevgiler,

Çin Çin Restaurant

Şehit Muhtar Mah. Zambak Sok. No:5/A - Taksim, Beyoğlu

http://www.cincinrestaurant.com.tr/

 

G harfi eksik…

13 Mar

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılmasıyla başlayan 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin dava zaman aşımından düştü.

Şimdi gözler Yargıtay’a yapılacak başvuruda, eğer yüksek mahkemede de benzer bir karar verilirse dava AİHM’e gidecek.

Madımak Olayı da denilen Sivas Katliamı’nı enine boyuna araştırdığımda severek okuduğum bir çok yazarın, şairin orada yanarak can vermesi kanımı dondurmuştu.

Üzerine okuduğum Sunay Akın’ın “Kova Kaleci” şiiri yıllardır hafızamdan silinmedi. Kendi şiirlerimi bile ezberleyemeyen ben mıh gibi aklımda tutarım büyük ustanın katliama dokunduğu dizeleri…

Kova Kaleci

yedi kova su yeterliydi
sivas’taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde

futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas’a taşıyamadım

g harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli’nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler

S.Akın

“kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım”  diyen şair ve tıp doktoru olan, şimdilerde adına ödüller verilen Behçet Aysan‘ı hatırlayalım.

“Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için yakılması gereken”   
diyen, 2 Temmuz’daki katliamda ağır yaralanan ancak komadan çıkamayıp 9 Temmuz 1993′de hayatını yitiren Metin Altıok’u unutmayalım.

“İnsancıl insanlar barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin”  diyen Alevi müzisyen Mazlum Çimen’in kendisi gibi müzisyen babası Nesimi Çimen’i unutmayalım.

Ve diğerlerini…

Bu insanlık suçuna sessiz kalmayanlar bu akşam saat 19:00′da Taksim Tramvay durağında protesto yapıyor. #bizdezamanasimiyok #SivastaZamanAsiminaHayir taglerini ve @hergunluk ‘ü twitter’dan takip edebilirsiniz.

Barışla dolu bir dünya için sevgiler,

Ak Sayfalarda Kara Adamlar

8 Mar

Bu şiiri yazdıktan sonra
pastel boyalarla evler yapacağım.
Kağıttan havalanacak temelleri ama depreme dayanıklı
Rengarenk panjurlu evler, ala kapılı…

Bu şiiri yazdıktan sonra
üç metre kadınlar çizeceğim kağıtları birleştirip
evlerden uzun boylu kadınlar,
ağaçlardan bile büyük
memeleriyse kafalarından…

Erkekleri çizeceğim ak kağıtlara, kara kafalı
yüzleri birbirine benzeyen adamlar,
cepsiz pantolonlar giyen
ve ortadan ikiye ayıran saçlarını…

Bu şiiri yazdıktan sonra
resim yapacağım
Kimse ölmeyecek depreminde kağıdımın,
şiirlerimde ki gibi olmayacak
Karanlık olmayacak
ve çizdiğim güneş hiç kaçmayacak kağıdımdan,
sağ köşede öyle asılı kalacak.
Kadınları büyüteceğim, erkeklerden,
evlerden hatta tüm nefretlerinden ve üzüntülerinden büyük olacaklar.

Bu şiiri yazdıktan sonra
yüreklerinizi ortadan ikiye ayıran ve bacaklarınızı,
acı sokmaya çalışan adamları çizeceğim
Gülüşlerinizi, öpüşlerinizi sözde ceplerinde taşıyan erkekler çizeceğim,
kadınlardan küçük
ve sineklerden az büyük.

Bu şiiri yazdıktan sonra
size okutacağım
ve resim yapacağım pastel boyalarla, ak kağıtlara~~

Sevgiler,

Nazlıhan Şevik

Tüm Kadınların Dünya Kadınlar Günü Kutlu Olsun…

(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Hergünlük Altın Örümcek Oyları goes to…

6 Mar

Altın Örümcek Web Ödülleri oylamaları başladı. Ben de Halk Oylaması’na bu defa facebook üzerinden katıldım. Facebook altyapısını, sosyal medyada yaptığı işlerle adından sıkça söz ettiren Dudes Division ‘ın desteklediği Altın Örümcek ödülleri için oy kullananlara hediye de var. Ama kime çıkar bilmem:)

32 ayrı kategoride 5′er finalistin yarıştığı Altın Örümcek Web Ödülleri için ben de 10 kategoride oyumu kullandım.

Blog kategorisinde Hippi Kız‘a oy verdim. Zaten uzun zamandır takip ediyorum ve çok seviyorum. Tasarım olarak haber sitesi şeklinde olsa da okuması keyifli ve içerik olarak da çok düzgün. Aynı zamanda sosyal medya tarafını da aynı kalitede götürüyor. 9. Altın Örümcek’te Blog kategorisinde yine birinciydi. Sanırım bu yıl yine onun üzerine sağlam bir rakip çıkmamış.

Eğlence kategorisinde  BIRA.FM ‘e bayıldım. Altın Örümcek olmasa farketmeyecektim bile ne feci, niye duyurmuyorsunuz? Aslında teknolojisi çok basit, altyapısı bir zamanlar çok dinlediğim ama yasaklardan sonra unuttuğum Grooveshark tabanlı. Çoktan seçmeli radyo hissi uyandırıyor. Frekanslar aslında playlistler, ama müthiş güzel. Eminim siz de çok seveceksiniz. Belki sevmişsinizdir bile;)

Reklam,PR kategorisinde, benim gözümde 1.lik WANDA Dijital’e yakışacak. Terzi kendi söküğünü dikemez misali interaktif reklam ajansları kendi sitelerini pek önemsemiyorlar. Paralı işler daha tatlı geldiğinden bir türlü zaman ayıramıyorlar desek daha doğru galiba. Wanda yaptığı işlerin güzelliği  kadar kendi web sitesine de özenmiş. Yeni nesil, güçlü ve karakteristik.  Wanda socialist’i çok beğeniyordum zaten, bloguyla ve kurumsal sitesiyle de çok tatlı bir bütünlük yakalamış. Bravo!

Otomotiv kategorisinde carpuzz.com ‘a ısındım en çok. Yaparken kendi sitesini de yenilemeyi unutmayan Roka Dijital yapmış, pek de güzel iyi yapmış taaam mı!

Kurumsal Web Sitesi kategorisinde vakko.com ‘u sevdim. -99designstudioo yapmış.-99′un tarzını diğer işlerine de göz gezdirip çok beğendiğimi söylemeliyim, sanırım Yıldız Teknik Üni’nin içinde kurulan genç bir ajans, tebrikler.

Advergame‘leri çok sevsem ve hepsini denemek istesem de bu yıl finale kalanları beğenmedim. Çok daha keyifli işler yapıldı diye hatırlıyorum 2011′de.  Aztuşlupiyano olayı çok iyidi ama sizce de eskimedi mi? Hala finalistler arasında?! Tavlasanabeni projesi neden sadece erkeklere, bize birşey yok mu sinir oldum. Ha bir de tamam advergame olayı zor bir şey ama bu yavaşlık ne, açılana kadar dünyam karardı, hadi açıldı, kızla konuşurken sürekli takılıyor, loop ediyor.  Doluca’nın delicesevenler olayı güzel ama çok hata veriyor. Trt için yapılan superkahraman işini hiç saymıyorum ve finalistime geçiyorum. Karşınızda Bir Bomonti Macerası. Anladığım kadarıyla bir nevi dedektiflik oyunu. İpuçlarını ve davaları takip ederek sonuca ulaşmaya çalışıyorsun. Keyifli ve meselelere kafa yorduran bir oyun. 12 Mart’ta başlıyormuş.

Bankacılık-Finans kategorisinde favorim; BankalarArası Kart Merkezi’nin Pixelplus‘a yaptırdığı BayBayNakit. Kart kullanmaktan nefret eden biri olsam ve nakiti çok sevsem de BayBay Nakit’te dakikalarımı geçirebilir, belki ‘sinirli keklik’ maskotlarını bile sırf bu site için sevebilirim.

Etkinlik Kültür Sanat kategorisi finalistleri arasında 2009 yılında cafesinin işletme yöneticiliğini yaptığım Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi‘ni görünce pek objektif olamadım ve oyumu ondan yana kullandım. Siteyi Tofaş-Fiat’ın pek çok işini başarıyla yürüten Pure New Media yapmış. Objektif olarak baktığımda da yine onu seçerdim herhalde, gerçekten mekanın tarihi dokusunu, ruhunu ve güzelliğini olduğu gibi yansıtmış.

Gurme kategorisinde finale kalan Rıddım ‘ın yeni sitesi çok underground olmuş. Introları pek sevmesem de bu girişi oldukça etkileyici buldum.

Ünlü Siteleri arasında tasarımını en çok beğendiğim Cem Hakko‘nun web sitesi oldu. İş yine -99′un. Benden size +99 :)

Altın Örümcek Web Ödülleri hakkında daha fazla bilgi

Halk Oylaması’na katılmak için: Altın Örümcek Facebook sayfası

Finalistlere başarılar diliyorum.

İnşallah favorilerim kazanır:) Amin.

Sevgiler,

Siyah renkli taşlı bebe yakalar

3 Mar

Ay epey oldu bebe yakalarla ilgili görüşmeyeli. Beyaz okul yakalarının üzerine işlediğim incili, kristalli yakaların dışında artık renkli de yapıyorum. Siyah en çok talep edilen renk olduğundan siyahla başladım.

İşte ilk siyahım, bunu kendime yaptım.

Düz renk herşeyle harika duruyor.  Ama en çok da siyahla…

Siparişlere daha çok özeniyorum, e tabii el de alışıyor tasarıma. Kendime yaptıklarımı mail atıyorum beğenirlerse onlara da yapıyorum. Bloga koymadan önce haberiniz olmasını isterseniz hersey@hergunluk.com’a siz de mail adresinizi bırakabilirsiniz.

Bu tatlı şeyi yeni anne olan bir müşterime yaptım. Keyifli ve musmutlu günlerde kullansın inşallah:)

Vee 2. varan: Siyah üzerine renkli taşlı bebe yaka

İçerisindeki renklerin hangisinden isterseniz bir bluz giyin, başka hiç bir takı takmanıza gerek yok, yaka kolyeniz havanıza hava katacak :) Tv sipariş reklamları gibi oldu bu cümle sanki:)

Sipariş ve bilgi için hersey@hergunluk.com ‘dan bana ulaşabilirsiniz.

Sürprizlerim devam edecek, beni takipte kalın.

Sevgiler,

 

İçimizdeki İsyankarlar-2

24 Şub

Öncesi (İçimizdeki İsyankarlar 1) için resmin üzerine tıkla!

 

-o-

Lise yıllarında takıldığım bir türkü cafe vardı. Gündüz saatlerinde iki kişinin çıkıp birinin bağlamayla birininse gitarla müzik yaptıkları vasat bir mekândı. Orada o adamlar, anlamını yıllar sonra çözdüğüm fakat ilk dinleyişimden itibaren her duyduğumda içimde isyankâr bir tavır yaratan bir şarkı söylerlerdi. Sanırsınız yıllarca 9-6 yollarında çalışmış memurduk hepimiz. Öyle içli, öyle derinden söylerlerdi ki, her gittiğimde peçeteye yazıp illa ki istek yapardım “9-6 yolları”nı. Eşlik ettiğim o Efkan Şeşen şarkısının anlamını sabah 9 akşam 6 çalıştığım yıllar içinde tecrübeyle öğrendim.

 

“Umutlar bir kasada, sıkışmış bir masada / Dokuz altı yollarında oyy, bir ömür geçer buralarda” 

“Dokuz altı yollarında, bir zincir boğazımda / Sıkar sıkar gevşetemem, ağlayamam” diye devam eden şarkıda nasıl da anlatmış bizi Efkan Şeşen. Sonu olmayan çalışma tempomuzun gelecek umutlarımızı nasıl körelttiğini, duygularımızın, yaşamak istediğimiz güzelliklerin erişilmezliğini, sahip olmak istediklerimizin bu sistem içerisinde nasıl imkânsızlaştığını vurgulayarak…

 

“Ayda yılda bir kaçamak, kaçsak bile yaşamamak / Dokuz altı yollarında gülmek yasak” derken az önce bahsettiğim tatil meselesi konusunda da haksız olmadığıma sevindim.

 

Bugün nereden dolandıysa dolandı dilime bu şarkı, iyi ki dedim iyi ki evden çalışıyorum artık. Açtım şarkıyı evde bağırıyorum. Şuan sizin de içinizdeki isyankâr sakladığınız kafesten tırnaklarını çıkartmış olabilir şayet şuan bu satırları işyerinizden okuyabiliyorsanız yine de şanslısınız bence. En azından dergi karıştıracak kadar vaktiniz var. Malum, dergi okumayı bırakın bu sistemde yemek yemeğe şansı olmayanlar bile var, benim gibi evden ahkâm kesenler de… Yok, ama cidden çok iyi anlıyorum, ben de genç yaşıma rağmen erken çalışma hayatına girmiş bir insan olarak az dirsek çürütmedim o ucuz masalarda.

Bunları işten soğuyun diye anlatmıyorum, kalkıp girişimcilik planları yapın diye de değil. Zaten hepimiz biliyoruz ki bu bir çark, dişlileri de biziz.  Biz olmazsak dönmez o çark. Nasıl bir çarksa milyonlarca kişiyi hapseden! Ama içimdeki isyana engel olamadığım bir gün yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim.

Keşke iş hayatı dediğimiz bu çember sadece büyük patronları sevindirmese, herkes yaptığı işin karşılığını tam olarak alabilse… Ama ne yazık ki kendi ülkemizde de bu uğurda savaş veren, daha eşit bir sistem için uğraşanların en somut örneği olan 68 ruhunu benimseyenlerin vahim sonunu ve sonuçlarını gördük.  Bunun mümkünsüzlüğünü de…

-o-

Diyeceğim o ki dostlar, başta kendimize olmak üzere milyon tane sorumluluğumuz, yaşamak için zorunluluklarımız var. Bunları karşılamak için ise önce bireysel güce ve işe ihtiyacımız… Hani o hep hayalini kurduğumuz sahil kasabasına gidip, organik tarım yapmaya daha çok zaman varsa yani bu diyardan şimdilik gidemiyorsak, bu deveyi güdeceğiz, başka çaresi yok, o işe kalkıp gideceğiz! Tabii bunu yaparken yıpranma payımızı en aza indirgemek, halet-i ruhiyemizi sağlıklı kılmak ve kronik yorgunluk sendromuna kapılmamak için mümkün olduğunca kendi kendimizin telkincisi, psikologu olmamız gerek.

Ve belki de bu düzenin bize güvende olduğumuzu hissettirdiğini, bunu herkesin yaptığını, daha kötü durumda olanları, çarkı kabul eden taraf olup “eh en azından işimiz var” diye düşünmek…

Ama siz yine de dokuz altı yollarında yürürken, içinizde şarkı çığıran isyankârı tamamen susturmayın, çünkü o da sizsiniz.

“Savrulmuşuz odalara, bahara ve dağlara hasret/ Şu gördüğün döner koltuk sanki ömür törpüleyen rulet” “Ayda yılda bir kaçamak, kaçsak bile yaşamamak / Dokuz altı yollarında gülmek yasak”

Hemzemin’de buluşmak üzere, sevgiler.

http://www.dergibursa.com.tr/

Büyütmek için üzerine tıklayın.

İçimizdeki İsyankarlar-1

23 Şub

Dergi Bursa- Aralık- Ocak sayısında yayınlanmıştır.

http://www.dergibursa.com.tr/

 

Büyütmek için üzerine tıklayın.

 

Sabahları uykuyu alamadan, işe geç kalma korkusuyla, yorgun, mutsuz ve hatta kas ağrılarıyla kalkmanın ne demek olduğunu iyi bilirim. Günümüz çalışma koşullarında ve aslında yaşam ortamında sıkça görülen bu sorunun tıpta da yeri var, belki duymuşsunuzdur; “kronik yorgunluk sendromu.” Ah ne hoş; özellikle (%70 oranında) kadınları etkiliyormuş. En yaygın belirtileri de işte yukarıda sıraladığım semptomlar….
Uzmanlar bunun Amerika’da çok yaygın bir hastalık olduğunu, ülkemizde ise yeni yeni yaygınlaştığını düşünüyorlar. Fakat ben aynı fikirde değilim, zira kiminle konuşsam aynı şeyleri işitir oldum. Hani bazı şeyler üst üste gelir ya, iş, stres, acı kayıplar, hormonal değişikliklerimiz işte genellikle o zamanlarda ortaya çıkıyormuş.

Bundan yaklaşık altı ay öncesine kadar ben de aynı sorundan muzdariptim. Radikal bir kararla evden çalışmaya başladıktan sonra bu durumun yavaşça ve kendiliğinden ortadan kalktığını gördüm. Ama üzülmeyin illa ki böyle bir karar vermek zorunda değilsiniz. Zaten bu rahatsızlık uzun süreli değilmiş, yaklaşık beş altı ay sonra her şey normale dönüyormuş. Kim inanır?
Ve bununla baş etmenin yolu da iş stresimizi azaltmaktan, sorumlulukları paylaşmaktan, daha sakin olup, kötü alışkanlıkları bırakmaktan geçiyormuş. Aman ne kolay değil mi?

-o-

Biliyorum, her gün kalkıp kahvaltı hazırlamak, etrafı toparlamak, kendimizi ve eşimizi işe ve belki çocuğumuzu da okula hazırlamamız gerekiyor. Sonra trafikle baş etmek, daha işyerine varmadan yorulmak… O soğuk plazaların, iş merkezlerinin, binaların penceresiz odalarında belki de metrekareye bir insan düşen bölmelerinde, o sinir bozucu telefonları, eski model bilgisayarlarımızı açmak zorundayız.
Biliyorum, fax-fotokopi çekmek, yemekhanede yemek almak, tuvalet ihtiyacımız için bile kuyruğa girmek zorundayız.
Her zaman özenli (prezantabl) olmalı, kibarlığımızı elden bırakmamalı, saygılı, uyumlu bir tavır sergilemeli, en sinirli anlarımızda bile çözüm odaklı olmalı, sakın ha pozitif, güler yüzlü maskelerimizi yere düşürmemeliyiz.

Öğle arasında kadınlar yeni gelen kızı çekiştirip, şirket dedikoduları yaparken, erkekler boyunlarındaki zincirlerini gevşetip, futbol geyikleri yapabilirler. Ama mesai saatlerine dönünce beyli hanımlı konuşmaya devam, ciddiyetimizi bozmamalıyız. Günaydın, iyi akşamlar klişeleri dışında konuşmak, fazla gülmek, ağlamak, dokunmak, şakalaşmak, yakınlaşmak yasak. Verilen işleri zamanında teslim etmek, en mutsuz günümüzde bile o çekilmez toplantıları yapmak zorundayız.
6’yı bir geçe kafamızı izole edip artık evin eksiklerini, ne yemek yapacağımızı düşünmek, çocuğu okuldan almak zorundayız.

Kronik yorgun olmayacağız da ne olacağız sanki? Sonra tabii Pazartesi’den Cuma’ya geri sayım yaparız, Cuma’dan itibaren Pazartesi’yi hatırlatacak her şeyden kaçarız. Tatil için yaşıyoruz itiraf edin, tatil için çalışıyoruz. Bayramları, yıllık izinleri nasıl da iple çekiyoruz. Resmen masamızda duran o ucube reklamlı takvimlere çentik atmak için günlerle yarışıyoruz. Tatillerde de aranmasak, sorulmasak bile çoğu zaman kafamız yeni proje sunumunda, patronun son tavrında, iş arkadaşımızın bize karşı olan tutumunda, hep orada oluyoruz. Bavula çoğu zaman işimizi de koyup gidiyoruz, belki de hiç gidemiyoruz.
Biraz şikâyet edince de “en azından işin var”, “olsun iş iştir”, kalıplarına mazur kalıyoruz.

(Devamı yarın)

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins