Archive | AnlatıYorum RSS feed for this section

Lomography FishEye Fotoğraf Makinesi Çekilişi

17 Mar

İlk defa blogumda bir çekiliş duyuruyorum. Ama bu çekilişin hediyesini görünce dayanamadım ve çok istedim. Üstelik çekilişi yapan blogu da yeni keşfetmeme rağmen çok sevdim. Ben şansımı deneyeceğim, kendime rakip yaratıyorum ama belki siz de denemek istersiniz?

İlginç Etkinlik ve Aktivitelerin habercisi <<OMActivities Blog>> ödüllü bir çekiliş düzenliyor. Bu çekiliş sonucunda 1 adet Lomography Fisheye Analog fotoğraf makinesi hediye olarak verilecek. Siz de bu hediyeye sahip olmak  istiyorsanız katılım bilgilerine bu linkten ulaşabilirsiniz.

Peki Lomography FishEye fotoğraf makinesi ne yapar?

İşte böyle balık gözü harika fotoğraflar çekmenizi, çekerken eğlenmenizi sağlar:)

Sizce de şahane bir makine değil mi?

Oltayı atıp balık gözü makineyi kim yakalayacak acaba?

Bol şanslar!  :)

Bebeğimiz Geliyor!

2 Haz

Uzun zamandır yazmayışımın bir sebebi vardı.

Hadi 3 ay bir dolsun, ilk trimester bitsin, aman hadi cinsiyeti de belli olsun derken 15.haftayı devirdik. Evet, neredeyse 4 aydır içimde canımdan, kanımdan beslenen bir can var.  Blogumda da bu haberi yazmak istediğim için başka hiçbir şeye konsantre olup yazamadım. Bir an önce facebook’taki arkadaşlarıma ve buraya uğrayan okuyucularıma haber vereceğim günü bekledim heyecanla…

Sonra buranın hepten bir hamile günlüğüne dönmemesi ve  gebelikti, annelikti gibi duygusal meseleleri  karıştırmamak adına yepyeni bir blog daha açmaya karar verdim. Hergunluk yine bildiğiniz gibi, anlatı, gezi, yeme-içme ve diy projeler kategorilerileriyle  devam ederken, Herhaftalik hafta hafta gebelik sürecimi anlattığım, daha sonra da inşallah annelikle, bebek bakımıyla ilgili edindiğim bilgileri, yaşadıklarımı paylaştığım bir blog olacak.

Şimdiden başladım bile bıdı bıdı yapmaya:  herhaftalik.blogspot.com

Bebeğimiz geliyor ve ben daha şimdiden bir an önce kavuşmak istiyorum.  Bugün yine ultrasonda gördüğümde kocaman olmuş bu hadi doğsun artık diyorum, çok sabırsızım sanırım.

Öyle heyecanlı, öyle mutluyuz ki… Eşim de ben de bebek fikrine yeni yeni ısınırken bir anda oluverdi yani çok beklemedik ama çok mutlu olduk, Allah isteyen herkese zamanında, hayırlısıyla, sağlıkla versin inşallah. Bunu herkes söylerdi de inanmazdım, insan nasıl hemen hazır oluverir, hiç “ay anne olabilir miyim” demez mi derdim ama başıma gelince anladım, gerçekten bebeğin rahme düştüğünü öğrendiğin günden itibaren insan anında hazır oluyor, sanki yıllardır bunu bekliyormuş gibi… Gerçekten kadına annelik, anaçlık duyguları, içgüdüsü işlenmiş, genlerimizde hepsi var. Yani ay daha hazır değilim galiba diye düşünmeyin, eşinizin ve diğer şartların da normal olduğunu düşünüyorsanız hiç başka bir şeye ihtiyacınız yok.

Anne olacağınızı öğrendiğiniz gün anneliğiniz başlıyor. Yeme, içme alışkanlıklarınızı değiştirmeye, vücudunuzu daha çok önemsemeye, kendinize sırf onun için bile olsa daha çok bakmaya, insanlara, çocuklara ve dünyaya karşı çok daha iyimser olmaya başlıyorsunuz. Vücudunuz gün be gün bu yeni duruma alışmaya çalışırken, duygularınız da baştan aşağı değişiyor.

Günlerdir doktora gitmeyi bekliyordum. Dün gece heyecandan meraktan uyuyamadım. Gerçi son gittiğimizde (3 hafta önce) doktorumuz bir ay sonra gelin, o zaman cinsiyetini de anlarız demişti ama biz bir ayı doldurmadan, sabredemeyip gittik.  Bugün cinsiyetini öğrendik yavrumuzun, ama bunu herhaftalik‘ta açıklayacağım, sizi de oraya bekliyorum:)

Onun varlığını öğrendiğimde, bunun şimdiye kadar tattığım en güzel duygu olduğu için, dünyaya geldiğini gördüğümde, kucağıma aldığımda nasıl bir duygu yaşayacağımı tahmin bile edemiyorum!

Yeniden, Allah evlat isteyen herkesin bebeğini sağlıkla kucağına almayı nasip etsin diyorum.

Sevgiler,

Neler oluyor, neler istiyorum?

17 Nis

İlk defa mı bu kadar ayrı kaldık ne? Yeni işlerimiz, hayatımızdaki güzel gelişmeler, bir yandan üzücü hadiseler oldukça yoğun haftalar günler geçiriyoruz bu dönemde. Ama güzel haberlerle geldim bloguma.

İnteraktif hizmetler verdiğimiz yeni kurulan ajansımız redif hızla gelişmekte, her yeni gün teklifler veriyoruz, güzel işler alıyoruz. Böyle giderse yakında çok şık bir ofise de kavuşacağız. O zaman daha keyifli ve eğlenceli çalışacağız. Fakat şimdi biraz kendimize bakmamız lazım, işlerin yoğunluğundan kendimize halen bir site yapamadık, terzi sökük misali…

Kendime yapmak için başladığım incili boncuklu bebe yaka kolyeler haddini aştı, blogumda paylaştıkça sipariş almaya başlamıştım ki artık bu işin bu blog üzerinden gitmeyeceğini anlayıp bebeyaka.com adresini aldım ve eşimin de yardımlarıyla fotoğraflar çekip orada satışa başladım. Bu yüzden de çok mutluyum.

Peki bunlar dışında neler oluyor?

Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’daydık, lodos bütün planlarımızı mahvettiyse de biz çok eğlendik. Kardeşim ve eşiyle evde PS’den atariye ne bulduysak oynadık, Şirinler’i 3D izledik, hep beraber yemek yaptık, patlayana kadar yedik. Lodos sesiyle uyuduk:)

14 Nisan babamın doğum günüydü. Ona Bursa’da hep birlikte unutamayacağı bir sürpriz yaptık. En morali bozuk olduğu anda elimizde pastalarla karşısına çıktık kızları ve damatları olarak, tabii iki kat sevindi, canım benim.

Pazar sabahı bulvardaki Leman Kültür‘de muhteşem bir kahvaltı ettik hem de çok ucuza çılgınlar gibi doyduk.

İstanbul’da Duygum’la buluştuk dün, annesiyle doktor kontrolüne gelmişti kuzum. Çok şükür sağlığı iyiye gidiyor ama bunda kendisinin payı çok büyük. Onun enerjisine, gücüne, pozitifliğine bir kez daha hayran kaldım. Onu çok seviyorum Allahım, inşallah çok daha iyi olacak.

Bu arada yaz geliyor derken derken böyle soğuk havalar oluyor ya çok üzülüyorum ben. Dileğim yaz sıcağının içinize gelmesi! Ben enerjimi yeniden kazanmaya çalışıyorum bunun için yazlık alışverişi yapmaya başladım bile;)

Ben neler yapmak istiyorum?

  • Birazdan fırlayıp bebe yakalar için rengarenk kumaşlar ve yeni incik boncuk malzemeler almak istiyorum.
  • Zeki Demirkubuz’un yeni filmi Yeraltı ‘yı izlemek istiyorum.
  • Karpuz yemek ve sandaletlerime atlayıp dere tepe gezmek istiyorum.
  • Bodrum’a gidip balık yemek, salıncakta sallanmak istiyorum.
  • Tiyatro sezonu bitmeden bir kaç oyun izlemek istiyorum.

Aslında anlatacak başka şeyler de var ama sırası henüz gelmedi bence…

Biraz daha merak edin! ;)

Sevgiyle ve güneş ışığıyla kalın…

 

Zikzak Modası

28 Mar

Zikzak deseni ilk olarak İngiltere’de 19ncu yüzyılda iş kıyafeti veya önlüğünü süslemek için doğmuş.  Bu yılki Aztec modasıyla içiçe geçmiş ve benim de oldum olası çok hoşlandığım zikzak desenler için  ilham verici bir kaç şey paylaşmak istedim.

Aslında bu yıl en çok bileziklerde karşımıza çıkıyorlar,

via Upcycle-This

 

 Siz de böyle clutch yapabilirsiniz /DIY Tutorial/

Ziyafet masalarında,

Özkaynak bulunamadı:/

Ama ETSY’de aynı runnerı buldum, satın alabilirsiniz.

Dekorasyonda,

via Etsy

via Etsy

Mobilyada,

Üstelik sadece şu bantlarla kendiniz bile yapabilirsiniz;)

Zeminde,

via Thelennoxx

Kozmetikte biraz Aztec esintisiyle…

via Zebber

ve elbette Kıyafetlerde,

via Lovely Chaos

ve yine bir DIY projesi: Ayakkabılarınız da Zigzaglasın!

via Craftzine

Düz beyaz Kedslerinizden sıkıldıysanız hem eğlenceli hem harika görünümlü bir dönüşüm projesi, Refinery 29 nasıl yapacağınızı süper bir slaytla anlatmış.

Hadi bakalım iyi zigzaglamalar:)

G harfi eksik…

13 Mar

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılmasıyla başlayan 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin dava zaman aşımından düştü.

Şimdi gözler Yargıtay’a yapılacak başvuruda, eğer yüksek mahkemede de benzer bir karar verilirse dava AİHM’e gidecek.

Madımak Olayı da denilen Sivas Katliamı’nı enine boyuna araştırdığımda severek okuduğum bir çok yazarın, şairin orada yanarak can vermesi kanımı dondurmuştu.

Üzerine okuduğum Sunay Akın’ın “Kova Kaleci” şiiri yıllardır hafızamdan silinmedi. Kendi şiirlerimi bile ezberleyemeyen ben mıh gibi aklımda tutarım büyük ustanın katliama dokunduğu dizeleri…

Kova Kaleci

yedi kova su yeterliydi
sivas’taki ateşi söndürmek için
oysa her biri
devlet dairesindeki kovaların
üstüne yazılı
altı harfli bir sözcüktü yangın

yedinci kova
taşar engellenemez biçimde
çünkü emekçilerin
alın teriyle doludur
işte bu yüzden
sinek ölüleri yüzemez üstünde

futbol takımında mahallenin
kova kaleciydi lakabım
ilk kez sevinecektim buna
ama yalnızca
avuçlarıma alabildiğim suyu
bir kova gibi sıvas’a taşıyamadım

g harfi boştur yangın kovalarının
ki ortaya çıkar
dolu olanları okununca
madımak oteli’nin merdivenlerinde
kurtulmayı bekleyenler için
verilen karar: yan ın

ve başında anladım ki bir kuyunun
ipin ucunda
derinlerdeki suya uzanan
birer kova gibidirler
yangınları söndürmek isteyen
darağacına asılı devrimciler

S.Akın

“kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım”  diyen şair ve tıp doktoru olan, şimdilerde adına ödüller verilen Behçet Aysan‘ı hatırlayalım.

“Heybesinde yılan
İşaretleri,
Baldıran zehiri
Yüzüğünün içinde
Ve yanında
Kav taşıyan ben;
Tekinsizim size göre
İbret için yakılması gereken”   
diyen, 2 Temmuz’daki katliamda ağır yaralanan ancak komadan çıkamayıp 9 Temmuz 1993′de hayatını yitiren Metin Altıok’u unutmayalım.

“İnsancıl insanlar barıştan yana
Ancak zalim olan kıyar insana
Barış aşkı yayılmalı cihana
Barış güvercini uçsun Dünya da
Dostluklar kurulsun insanlar gülsün
Son bulsun savaşlar kimse ölmesin”  diyen Alevi müzisyen Mazlum Çimen’in kendisi gibi müzisyen babası Nesimi Çimen’i unutmayalım.

Ve diğerlerini…

Bu insanlık suçuna sessiz kalmayanlar bu akşam saat 19:00′da Taksim Tramvay durağında protesto yapıyor. #bizdezamanasimiyok #SivastaZamanAsiminaHayir taglerini ve @hergunluk ‘ü twitter’dan takip edebilirsiniz.

Barışla dolu bir dünya için sevgiler,

Hergünlük Altın Örümcek Oyları goes to…

6 Mar

Altın Örümcek Web Ödülleri oylamaları başladı. Ben de Halk Oylaması’na bu defa facebook üzerinden katıldım. Facebook altyapısını, sosyal medyada yaptığı işlerle adından sıkça söz ettiren Dudes Division ‘ın desteklediği Altın Örümcek ödülleri için oy kullananlara hediye de var. Ama kime çıkar bilmem:)

32 ayrı kategoride 5′er finalistin yarıştığı Altın Örümcek Web Ödülleri için ben de 10 kategoride oyumu kullandım.

Blog kategorisinde Hippi Kız‘a oy verdim. Zaten uzun zamandır takip ediyorum ve çok seviyorum. Tasarım olarak haber sitesi şeklinde olsa da okuması keyifli ve içerik olarak da çok düzgün. Aynı zamanda sosyal medya tarafını da aynı kalitede götürüyor. 9. Altın Örümcek’te Blog kategorisinde yine birinciydi. Sanırım bu yıl yine onun üzerine sağlam bir rakip çıkmamış.

Eğlence kategorisinde  BIRA.FM ‘e bayıldım. Altın Örümcek olmasa farketmeyecektim bile ne feci, niye duyurmuyorsunuz? Aslında teknolojisi çok basit, altyapısı bir zamanlar çok dinlediğim ama yasaklardan sonra unuttuğum Grooveshark tabanlı. Çoktan seçmeli radyo hissi uyandırıyor. Frekanslar aslında playlistler, ama müthiş güzel. Eminim siz de çok seveceksiniz. Belki sevmişsinizdir bile;)

Reklam,PR kategorisinde, benim gözümde 1.lik WANDA Dijital’e yakışacak. Terzi kendi söküğünü dikemez misali interaktif reklam ajansları kendi sitelerini pek önemsemiyorlar. Paralı işler daha tatlı geldiğinden bir türlü zaman ayıramıyorlar desek daha doğru galiba. Wanda yaptığı işlerin güzelliği  kadar kendi web sitesine de özenmiş. Yeni nesil, güçlü ve karakteristik.  Wanda socialist’i çok beğeniyordum zaten, bloguyla ve kurumsal sitesiyle de çok tatlı bir bütünlük yakalamış. Bravo!

Otomotiv kategorisinde carpuzz.com ‘a ısındım en çok. Yaparken kendi sitesini de yenilemeyi unutmayan Roka Dijital yapmış, pek de güzel iyi yapmış taaam mı!

Kurumsal Web Sitesi kategorisinde vakko.com ‘u sevdim. -99designstudioo yapmış.-99′un tarzını diğer işlerine de göz gezdirip çok beğendiğimi söylemeliyim, sanırım Yıldız Teknik Üni’nin içinde kurulan genç bir ajans, tebrikler.

Advergame‘leri çok sevsem ve hepsini denemek istesem de bu yıl finale kalanları beğenmedim. Çok daha keyifli işler yapıldı diye hatırlıyorum 2011′de.  Aztuşlupiyano olayı çok iyidi ama sizce de eskimedi mi? Hala finalistler arasında?! Tavlasanabeni projesi neden sadece erkeklere, bize birşey yok mu sinir oldum. Ha bir de tamam advergame olayı zor bir şey ama bu yavaşlık ne, açılana kadar dünyam karardı, hadi açıldı, kızla konuşurken sürekli takılıyor, loop ediyor.  Doluca’nın delicesevenler olayı güzel ama çok hata veriyor. Trt için yapılan superkahraman işini hiç saymıyorum ve finalistime geçiyorum. Karşınızda Bir Bomonti Macerası. Anladığım kadarıyla bir nevi dedektiflik oyunu. İpuçlarını ve davaları takip ederek sonuca ulaşmaya çalışıyorsun. Keyifli ve meselelere kafa yorduran bir oyun. 12 Mart’ta başlıyormuş.

Bankacılık-Finans kategorisinde favorim; BankalarArası Kart Merkezi’nin Pixelplus‘a yaptırdığı BayBayNakit. Kart kullanmaktan nefret eden biri olsam ve nakiti çok sevsem de BayBay Nakit’te dakikalarımı geçirebilir, belki ‘sinirli keklik’ maskotlarını bile sırf bu site için sevebilirim.

Etkinlik Kültür Sanat kategorisi finalistleri arasında 2009 yılında cafesinin işletme yöneticiliğini yaptığım Tofaş Anadolu Arabaları Müzesi‘ni görünce pek objektif olamadım ve oyumu ondan yana kullandım. Siteyi Tofaş-Fiat’ın pek çok işini başarıyla yürüten Pure New Media yapmış. Objektif olarak baktığımda da yine onu seçerdim herhalde, gerçekten mekanın tarihi dokusunu, ruhunu ve güzelliğini olduğu gibi yansıtmış.

Gurme kategorisinde finale kalan Rıddım ‘ın yeni sitesi çok underground olmuş. Introları pek sevmesem de bu girişi oldukça etkileyici buldum.

Ünlü Siteleri arasında tasarımını en çok beğendiğim Cem Hakko‘nun web sitesi oldu. İş yine -99′un. Benden size +99 :)

Altın Örümcek Web Ödülleri hakkında daha fazla bilgi

Halk Oylaması’na katılmak için: Altın Örümcek Facebook sayfası

Finalistlere başarılar diliyorum.

İnşallah favorilerim kazanır:) Amin.

Sevgiler,

Olmak İstiyorum

21 Şub

 

Son 3 gündür herkes kendine bu soruyu soruyor olsa gerek ki twitter’da en çok konuşulan top trend #olmakistiyorum. Ben de 140 karaktere sığdıramayacağımı düşündüğümden blogumda yazayım dedim.


“Büyüyünce ne olmak istiyorsun” 
sorusuyla başladı her şey. Herkesin bir misyonu olmalıydı hayatta, hedefi ve ona ulaşmak için azmi…


Daha okul sıralarına oturmadan sorulmaya başlanan bu soru ömrümüz boyunca karşımıza öyle çok çıktı ki… Her yıl, her edindiğimiz tecrübeyle değişmedi mi istediklerimiz? Zaman geldi, verecek cevap bile bulamadık. Hayatımızın bir döneminde (özellikle ergenlikte) hangimiz afallamadık ki bu soruyla? Ne istediğimizi anlayana kadar hayli zaman geçti değil mi? Belki de hala ne istediğini bilemeyenler var aramızda.

Sonra bir mesleğimiz olsun, iyi olsun, iyi yerlerde çalışalım diye çırpındık durduk. Üniversite dedik, yüksek lisans dedik, yabancı dil şart dedik, kurslar, seminerler, yetmedi sertifika programları, yurtdışı eğitimleri…Senelerimiz, çabalarımız birer kağıt parçasıyla sunuldu bir sürü kişinin önüne. Evimiz ne işe yarayacağını, nereye asacağımızı bilemediğimiz kağıt yığınlarıyla doldu. Önümüze kapılar açıldı, yüzümüze kapılar kapandı…

İş görüşmeleri, sorular, testler ve tabii ki bir mülakat klasiği “Uzun vadede hedefiniz nedir, ne yapmak, ne olmak istiyorsunuz?” çıktı karşımıza.
Hım, şey, kem, küm… Bazen fazla uçtuk bazen yetersiz bir cevap kabul edildi söylediklerimiz.

Ama kimseye söylemediğimiz, kendimize bile tam olarak anlatamadığımız isteklerimiz vardı. Mesela ben aslında bir piyanist olmak istiyordum. Peki bunu etrafımdan kaç kişi biliyor? Belki eşim bile bilmiyor. Fakat annemin bildiğini yıllar sonra bulduğum bir videodan öğrendim desem…Ve aynı videoda annemin “o özel zevk başka ne olmak istersin?” sorusuna bu defa da elimle yazı yazıyormuş gibi yapıp, ‘yazar’ cevabı verdiğimi…

Bilgisayarlar yeni çıktığında bilgisayar klavyesini piyona tuşlarıymış gibi gören, şarkılar çalan kaç kişi vardır?
Peki otelde resepsiyonist olarak çalışırken ilham gelince tuvalete gidip rezervasyon formunun arkasına şiir karalayan?

Hadi aramızda kalsın, siz büyüyünce ne olmak istiyordunuz? Geçmişi de bırakın, şimdi!… Size bir şeyler dayatılmadan, sizi siz yapacak olan şeyleri düşünün, ne olmak istiyorsunuz?

Şimdi sizi bir Kazım Koyuncu şarkısıyla baş başa bırakayım. Sadece ben olmak isteyenlere… Dinlerken olur a bana da yazarsanız çok mutlu olurum.

Twitter’da hergünlük @hergunluk

Fetih 1453′ten notlar

19 Şub

Konstantiniyye elbet bir gün feth olunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askeri ne güzel askerdir.

Yapım: Aksoy Yapım

Yöneten: Faruk Aksoy

Senaryo: İrfan Saruhan, Atilla Engin

Büyük Fetih’i anlatmak Faruk Aksoy’un en çok istediği şeydi. Ki şimdiye kadar yaptığı gişe filmlerini buna fon sağlamak için yaptığını hepimiz biliyoruz. 4 yıllık bir çalışmanın sonunda beklenen zaman geldi. Önce fragmanı rekor kırdı Fetih 1453′ün sonra harika pazarlama stratejisi olan ilk vizyon  saati 14:53 ile gündeme oturdu.

Sinekli bakkal olan Ümraniye Meydan AVM’deki Cinebonus bile hiç olmadığı kadar tıklım tıklımdı. 3 seans 5 salon oynuyor olsa da insanlar bilet bulamayıp geri döndüler. Biz de tiyatro gibi en ön sıralarda yer bulup, boynumuz arkada izledik.  Büyük heyecanla, büyük beklentiyle izlemeye koyulduk.

Filmi bütün olarak düşündüğümde mutlaka izlenilmesi ve hatta sinemada izlenmesi gerek bir film diyorum. Ama tam olarak beklentilerimizi karşıladı mı, işte o biraz muamma. Bunun üç nedeni var:

1.si; filmin yapımı yıllar sürdüğü için beklentimiz çok büyüdü.

2.si;  Muhteşem Yüzyıl bizi tarihi yapım konusunda gerçekten doyurmuş, gözümüz öyle bir doymuş ki heyecanlanamadık. 2 yıl öncesine kadar Osmanlı Dönemi’ni okullardaki tarih kitaplarından ya da romanlardan bilen, kitaplarda ve internette döneme ait ucuz illüstrasyonları gören bizler Muhteşem Yüzyıl sayesinde o yılları, kullanılan eşyalardan, kıyafetlerine, mekanlardan, kültürüne kadar neredeyse tüm gerçekliğiyle yeni yeni öğreniyoruz. Hem bu anlamda hem de savaş, aksiyon sahneleriyle Muhteşem Yüzyıl, bu filmin bizler üzerindeki etkisini azalttığı bir gerçek.

3.sü; Senaryodaki eksikler, fazlalar ve odak kaymaları…

—0—

Aşk, Fetih’in önüne, Hasan Fatih’in önüne geçti!

İlk sahnelerin 3D gerçekliği, Hz.Muhammed’in sözleriyle başlaması herkesin tüylerini diken diken etmişti. Sonra II.Mehmet’in doğum zamanına tanıklık ettik. 12 yaşında ilk tahta çıkışını göremeden 2. defa tahta getirilişini izledik. Fakat sonra fethin askeri ve siyasi hazırlıklarının gösterilmesi gereken noktada savaş içinde bir aşk filminde bulduk kendimizi. Elbette sıkıcı tarih ve savaş filmi yapmamak adına aşka yer verilmeliydi fakat topçu Urban’ın evlatlık kızı Era (ki tarihte Era’yı ve hikayesini hiç hatırlamıyorum) (Dilek Serbest) ile Ulubatlı Hasan’ın (İbrahim Çelikkol) aşk öyküsü çok uzun tutuldu.


 Film bittiğinde eminim herkesin aklında aşkıyla, kılıcıyla, savaşçılığıyla, askerleri yüreklendirmesiyle, her yerden bitiverip aşkını ve  Urban’ı kurtarışıyla, oklar sırtında surlara bayrağı dikişiyle, Guistiniani’yle büyük savaşıyla Hasan karakteri kalmıştır. Hasan Fatih’ten rol çalmış gibiydi.aşkının filmin odak noktası olan Fetih’in önüne geçmesi abesle iştigaldi.

—0—

Eksikler:

İlk sahneden beri beklediğim II.Mehmet’in (Devrim Evin) akıl hocası, hep yanında olan Akşemseddin (Raif Hikmet Çan),  filmin sonlarına doğru ak sakallı dede tasviriyle karşımıza çıktı ki bu geç buluşma sadece Mehmet’i yapacağı fetih için inançlandırmak, cesaretlendirmek adınaydı.  Rüyalardan fırlamış gelmiş imajıyla,  zihinlerimize kazınan değerli ve bilge hoca imajı arasında dağlar kadar fark vardı.

İstanbul’un Fethi’nin nedenlerine dair daha çok bilgiye yer verilmeliydi. Ortaçağ’ın bitip Yeniçağ’ın başlaması gibi büyük bir çağın başlangıcına neden olan bu fethin ticari, dini, siyasal ve kültürel boyutları daha net ifade edilmeliydi.

Sultan Mehmet’in kararlılığı, fethi her şeyden çok istemesi güzeldi, haritada planlar yapıp, Konstantiniyye’ye kılıcını saplaması etkileyiciydi ama derinliği bununla kaldı. O büyük planlarına, divanla tartışmalarına neredeyse hiç yer verilmedi.  Divan’da Akşemseddin’in olmayışı, Çandarlı Halil Paşa’nın itirazlarını göremedik. Savaşmaması ayrı bir yazı konusu ama otağında oturup bekleyen, hepten silik karakter olmasını hiç sindiremedik. Fethi istediğini anladık ama çabasını göremedik.

Şehzade Orhan’ın neden Bizanslılarla olduğu hakkında bilgi verilmedi. Tarihten aklımızda kalan taht kavgalarında yenik düştüğü için Bizans’a sığınması ve Anadolu’daki beylikleri kışkırtması tehdidine istinaden Osmanlı’dan haraç almasıydı.

Bizans’ın içindeki din çatışmalarının, Ortodoks ve Katoliklerin yaşantısına dair tarihi bilgi eksikti. Ortodoks Kilisesi’nin merkezinin Konstantiniyye’de oluşu bilgisinin üzerinde durulmalıydı.

Gemilerin karadan yürütülmesi görüntüleri çok önemliydi fakat bunun planlanmasına yer verilmedi.

—0—

Eksikleriyle, fazlalıklarıyla Büyük Fetih’i 160 dakikaya sığdırmak zordu. Ama Faruk Aksoy yapılmayanı pek de güzel yaparak önümüze koydu. Film 3d başarısıyla, zorlu çekimleriyle, tanınmayan oyuncuların gücüyle, efektleri ve müzikleriyle çok güzeldi. Elbette daha iyisi olabilirdi ama bunu bile yapmak büyük emek işi. Bu yüzden saygımız sonsuz. Emeği geçen herkese teşekkürler.

İzlemeyenlere keyifli seyirler diliyorum.

Sevgiyle,

 

Dergi Bursa 1 yaşında!

16 Şub

Dergide yazmaktan öte sıkı bir dergi okuyucusuyum. Hani sayfaları hışır hışır çevirip, aslında o anda başka şeyler düşünenlerden değil, hiçbir satır atlamadan okumaya çalışanlardan hatta yarım kalsa arasına kalem, kumanda o an elinde ne varsa sıkıştıranlardanım ben. Dergi reklamcılığı yapmış olsam da çok reklam görmeyi sevmiyorum dergilerde. Elbette dergilerin yaşaması için reklam şart ama ilkeli bir yayın kuruluşu reklam ve içerik dengesini korumalı diye düşünüyorum.

Beni her sayfasına kitleyen, reklamla içerik dengesini çok güzel terazileyen bir dergi var ki ben de orada yazdığım için söylemiyorum, derginin içeriğine de, görsel zenginliğine de, grafiklerine de bayılıyorum. (Benim pasta grafiğime de bayılacaksınız şimdi, 5 yılınızda söz gerçeğini yapacağım:))

Geçen yıl bu zamanlar ilk sayısını yayınlamanın heyecanı ve “söyleyecek sözümüz var Bursa” önsözüyle yola çıkan Dergi Bursa, 1.yaşını doldurdu bile. Beklentilerinin de ötesinde bir satış grafiği yakalamasının yanı sıra eline alıp karıştıranın fellik fellik aradığı bir dergi oldu.

Kısa sürede çok yol almanın arkasında yatan şeyin tabii ki tecrübeli bir ekip olduğunu düşünsem de Dergi Bursa’nın okuyucu enerjisi de çok yüksek.  Photo Graphica tarafından yayınlanan derginin Yayın Yönetmeni sevgili arkadaşım Engin Çakır, Bursa’ya duyduğu aşkı, sevgisini öyle güzel yansıtıyor ki sayfalarına bu okuyucuya da aynen geçiyor.

Bursa özelinde yayınlanan, ana teması Bursa kent dokusu olan dergide kültür, sanat, yaşam, eğitim, sağlık gibi herkesi ilgilendiren konularda uzman yazarların köşeleri ve keyifli röportajlar bulunuyor. Her ay farklı bir tema işleyen derginin bana kalırsa en güzel özelliği de muhteşem fotoğrafların yer alması…

Benim serbest köşemin ismi “Hemzemin“.  İlk sayıda Bursa’nın hemzemin bir şehir olduğundan yola çıkmıştım sonra rotam Bursa’dan farklı şehirlere, insanlara, duygulara, düşüncelere açıldı. Aslına bakarsanız aklıma ne eserse yazıyorum ve Dergi Bursa’da yazıyor olmaktan inanılmaz keyif alıyorum.

İyi ki varsın Dergi Bursa, nice yıllara, sayılara beraber…

Dergi Bursa’nın yeni sayısını buradan okuyabilirsiniz.

Sevgiler,

Aşk ve Çikolata

9 Şub

Twitter şuan “Happy Chocolate Day” hashtagiyle yıkıladursun, biz aşk ve çikolatayı konuşalım:)

Çikolatanın içinde bulunan antidoksanların faydalarından bahsetmeye gerek yok sanırım, hepiniz ezberlediniz. Bu antidoksan maddelerin kalbe, tansiyona, kolesterole iyi gelmesinin yanı sıra, çikolata yediğinizde salgıladığınız endorfinin mutluluk mucizesi olduğunu da biliyorsunuz. Peki her derde deva çikolata ile aşkın arasında nasıl bir bağ var, hiç düşündünüz mü?

Çikolatanın içinde bulunan phenylethylamin maddesi kalbi hızlandırır ve insanı mutlu eder. Aşık olduğumuzda da beynimiz aynı şekilde phenylethylamin üretir. Aynı zamanda afrodizyak etkisiyle aşk hayatınızı güzelleştirir. İkisi de bağımlılık yapar, keyif verir. Tutku doludur. Ama olur da kaptırırsanız kendinizi aşkın da çikolatanın da fazlası insanı bayar, damağında acı, kekremsi bir tat bırakır. Birlikteyken mutluluk veren o güzel şey bitince pişmanlığa bırakır yerini.

İkisi de tadımlıksa tadı damağında kalır.

Şimdi size hafta sonu Adressİstanbul’da açılışını gerçekleştirdiğimiz ve benim de organizasyonunda bulunduğum “Aşkın Damakta Kalan Tadı” sergisine götüreceğim.

Adressİstanbul ve Sabiha Gökçen Havaalanı olmak üzere 2 farklı mekanda paralel ilerleyen etkinlikte resimden, fotoğrafa, seramikten, endüstriyel tasarım ürünlerine kadar birçok esere yer veriliyor.

“Tüm şehri aşkla kuşatıyoruz” sloganıyla gerçekleşen sergiyi düzenleyen İstanbul Concept;”“AŞK”ı Sabiha Gökçen Havaalanı’nda uçuruyor; Addresistanbul’da yaşatıyoruz… Her dilden aşk gelip sözde değil özde yerini alıyor.
Ortaya yenilebilir, giyilebilir, okunabilir, seyredilebilir, birebir katılınabilir eserler çıkıyor.” diyor.
Ve Hakan Kürklü’ye ait afişin mesajı da küratör Işık Gençoğlu’na ait.

“Aşkın yolları,
Yoldan çıkışları,
Çıkış noktaları,
Üç noktaları…” I.G

Sergi kapsamında bir de çikolata atölyesi yapıldı. Sevgili Seda Özer çikolata atölyesi hepimizi mest etti. Truffe’ları elimizde yoğurup, aşkla ısıttıktan sonra masanın üzerindeki süsleme kaselerinden birini seçip ona buladık. Seda Özer de bize neyle süslediysek onunla ilgili yorum yaptı. Meğerse çikolatayı buladığımız ürün aşka bakış açımızın göstergesiymiş. Ben fındık krokana bandırmıştım, aşkı heyecanlı ve tutkulu yaşayan bir insanmışım:)


Sergi tüm Şubat ayı boyunca 10:00- 19:00 saatleri arasında gezilebilir. Etkinlik linki

Diyeceğim o ki, aşk ve çikolata birbirinden ayrılmaz.  Ben de aşkımdan ve çikolatamdan:) Şimdi aşkımla beraber Biscolata yiyoruz. Biscolata’ya karşı tepkili olsa da lezzetine karşı son derece uyumlu:))

Çünkü aşkta da çikolatada da önemli olan damağınızda bıraktığı tadın güzel olmasıdır.

Çikolata Günü’nüz kutlu olsun, AŞK’la… ;)

Sevgiler,

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins