Archive | GeziYorum RSS feed for this section

Aşk ve Çikolata

9 Şub

Twitter şuan “Happy Chocolate Day” hashtagiyle yıkıladursun, biz aşk ve çikolatayı konuşalım:)

Çikolatanın içinde bulunan antidoksanların faydalarından bahsetmeye gerek yok sanırım, hepiniz ezberlediniz. Bu antidoksan maddelerin kalbe, tansiyona, kolesterole iyi gelmesinin yanı sıra, çikolata yediğinizde salgıladığınız endorfinin mutluluk mucizesi olduğunu da biliyorsunuz. Peki her derde deva çikolata ile aşkın arasında nasıl bir bağ var, hiç düşündünüz mü?

Çikolatanın içinde bulunan phenylethylamin maddesi kalbi hızlandırır ve insanı mutlu eder. Aşık olduğumuzda da beynimiz aynı şekilde phenylethylamin üretir. Aynı zamanda afrodizyak etkisiyle aşk hayatınızı güzelleştirir. İkisi de bağımlılık yapar, keyif verir. Tutku doludur. Ama olur da kaptırırsanız kendinizi aşkın da çikolatanın da fazlası insanı bayar, damağında acı, kekremsi bir tat bırakır. Birlikteyken mutluluk veren o güzel şey bitince pişmanlığa bırakır yerini.

İkisi de tadımlıksa tadı damağında kalır.

Şimdi size hafta sonu Adressİstanbul’da açılışını gerçekleştirdiğimiz ve benim de organizasyonunda bulunduğum “Aşkın Damakta Kalan Tadı” sergisine götüreceğim.

Adressİstanbul ve Sabiha Gökçen Havaalanı olmak üzere 2 farklı mekanda paralel ilerleyen etkinlikte resimden, fotoğrafa, seramikten, endüstriyel tasarım ürünlerine kadar birçok esere yer veriliyor.

“Tüm şehri aşkla kuşatıyoruz” sloganıyla gerçekleşen sergiyi düzenleyen İstanbul Concept;”“AŞK”ı Sabiha Gökçen Havaalanı’nda uçuruyor; Addresistanbul’da yaşatıyoruz… Her dilden aşk gelip sözde değil özde yerini alıyor.
Ortaya yenilebilir, giyilebilir, okunabilir, seyredilebilir, birebir katılınabilir eserler çıkıyor.” diyor.
Ve Hakan Kürklü’ye ait afişin mesajı da küratör Işık Gençoğlu’na ait.

“Aşkın yolları,
Yoldan çıkışları,
Çıkış noktaları,
Üç noktaları…” I.G

Sergi kapsamında bir de çikolata atölyesi yapıldı. Sevgili Seda Özer çikolata atölyesi hepimizi mest etti. Truffe’ları elimizde yoğurup, aşkla ısıttıktan sonra masanın üzerindeki süsleme kaselerinden birini seçip ona buladık. Seda Özer de bize neyle süslediysek onunla ilgili yorum yaptı. Meğerse çikolatayı buladığımız ürün aşka bakış açımızın göstergesiymiş. Ben fındık krokana bandırmıştım, aşkı heyecanlı ve tutkulu yaşayan bir insanmışım:)


Sergi tüm Şubat ayı boyunca 10:00- 19:00 saatleri arasında gezilebilir. Etkinlik linki

Diyeceğim o ki, aşk ve çikolata birbirinden ayrılmaz.  Ben de aşkımdan ve çikolatamdan:) Şimdi aşkımla beraber Biscolata yiyoruz. Biscolata’ya karşı tepkili olsa da lezzetine karşı son derece uyumlu:))

Çünkü aşkta da çikolatada da önemli olan damağınızda bıraktığı tadın güzel olmasıdır.

Çikolata Günü’nüz kutlu olsun, AŞK’la… ;)

Sevgiler,

Ailece Harikalar Diyarında…

21 Oca

Hayır, başlığı yanlış yazmadım, yanlış da okumadınız. Ailece harikalar diyarında dolandık biraz. Aslına bakarsanız 10 gün önce başlayan ve yaklaşık bir haftaya yayılan serüvenimizi anlatmakta çok geciktim ama hala yaşadığım güzel anların etkisindeyim diyebilirim.

Belki de henüz çocuğumuz olmadığından kendi içimizdeki çocukları gezdirmeye çıktığımız günlerden birinde Küçüksu’daki Carrefour içinde konuşlanmış kocaaaaman bir sirk çadırı gördük. Carrefour’a banyo halısı almak için gittiğimizi unutarak bir anda kalabalık gişenin önünde bulduk kendimizi. “Paris Sirki” gösterinin başlamasına son 10 dakika kala bilet alıp, çocuk ruhlarımızın elinden tutarak girdik sihirli kapıdan içeri. Bir anda küçüldük, ufacık olduk tıpkı Alice gibi.

Tüm gösterileri çıt çıkarmadan, dikkat kesilip, çiçek olup izledik:) En son ne zaman bu kadar heyecanlandığımı gerçekten hatırlamıyorum.

Yer akrobasisi yapan güzel genç kız, otrişli çemberleri önce tek elinde, sonra iki elinde, sonra ayaklarında derken son sayabildiğim havaya atıp tutarak 6 tanesini çevirdiğiydi. Onu izlerken kadınlığın zorluğunu düşündüm, iş kadını, ev kadını, anne, eş, hatta annesinin kızı misyonlarını nasıl da başarıyla evirip çevirdiğimizi…

Sonra ismini yanlış hatırlıyor olabilme ihtimalimin yüksek olduğu komedyen Mr.Lauren…Şakalarıyla, marifetleriyle, jonglör gösterileriyle ve gülmekten katıldığım sakarlıklarıyla bana Chaplin’i hatırlattı. Keşke yaşıyor olsaydı ve onu canlı izleme imkanım olsaydı.

Ardından kendini talaşların içine atıp yuvarlanan eşekler, sirklerin olmazsa olmazı becerikli köpekler, nefeslerimizi tutarak izlediğimiz ip cambazları, illüzyonist, kükremelerinden tırstığım ama acayip sevimli olan Bengal kaplanları hepsi harikalar diyarından çıkmış gibiydi. Fakat benim için en nefes kesicisi ateşli hayatta kalma showuydu.

Siz de kendinize ve çocuklarınıza güzel bir hediye vermek isterseniz biletler burada :)

Ve Bursa…

Canım memleketim diyebiliyorum artık. Orada doğup büyümedim ama 10 yıl yaşayıp İstanbul’a geldikten sonra çok özler oldum. Oradayken sevmediğim hatta nefret ettiğim şehir için şimdi nereli olduğum sorulduğunda ismini söylüyorum tüm içtenliğimle; Bursa…

Kız kardeşimin evliliğinin 3.ayında ilk defa ziyaretlerine gittik, bizi kral ve kraliçe gibi ağırladı. Mutluluklarını, huzur dolu sevimli yuvalarını görmek nasıl mutlu etti beni bilemezsiniz.

Bursa’ya kar getirdik.

Gittiğimizin ertesi günü kardeşimin eltisinin bebek mevlidi vardı. Mevlid esnasında  tıpkı filmlerdeki gibi müthiş güzel bir kar yağdı. Perdeleri aralayıp karın yeryüzünü beyaz bir örtü gibi kapatışını güzel sesli müezzin eşliğinde izledik. Bembeyaz kıyafetiyle Ozan bebeğin ilk karlı gününe şahit olduk. Allah güzel ömürler versin, çok tatlı bir bebek maaşallah.

Akşam karın keyfini çıkartmak için bulvarda yürürken Leman Cafe’ye girdik, öyle spontane. Leman Kültür eskiden de vardı Bursa’da ama daha çok rockçıların, ucuz biracıların uğrak yeri olan bir mekandı. Ne yalan söyleyeyim ben de takılıyordum arada. Ama bu yeni açılan Leman, FSM Bulvarı’nda muazzam bir mekan olmuş, bayıldım. 3 katlı, teraslı, dekorasyonu şahane bir yer olmuş. Leman’ın karikatürden geçilmeyen havasını biraz modernize edip çok daha keyifli ve “şık” bir mekan yaratmışlar. Parkelerinden, lavabolarına ve özellikle esprili ve “ucuz” menüsüne kadar herşeyiyle on numara. Bursa’da mekan işletmiş biri olarak bunun zor olduğunu biliyorum ama personel konusunda biraz daha özenli seçim yapsalar daha iyi olur diye düşünüyorum.Kavaklıdere Selection şarap ve kanka tabağıyla atıştırıp, kalktık.

DVD’cide çekişmeli film seçimini, satıcının da verdiği oyla kızlar kazandı ve Alice Harikalar Diyarında filmini aldık. Rengarenk 3 boyutlu gözlüklerimizi takıp Alice’in kaybolduğu dünyada biz de kendimizi kaybettik. Her şey çocukluğumdaki gibiydi, karakterler, mekanlar, olaylar ama değişen bir şeyler vardı. Çocukluğumun en güzel filmi teknolojinin sunduğu güzelliklerden nasibini almış ve muhteşem bir görsel şölene dönüşmüştü.

Ertesi gün erkenden uyanıp, eski mahallemizdeki Aksu Fırını’nın özlediğim tüm lezzetlerini kağıt poşetlere doldurup düştük dağ yoluna. Seyr-ü Sefa’dan Bursa’yı izleyerek kahvaltımızı edip, zincirlerimizi takıp çıktık dağa. 1.bölge mi, 2. mi derken kendimizi Monte Baia’nın önündeki pistte bulduk. İşte bir harikalar diyarı daha…

Kardeşimle eşinin hızına yetişmek ne mümkün, ben yanlarından ayrılmamaya çalışıyorum, düşersem kalırsam diye, onlar iki tur atıp geliyorlar yanımıza. Zaten canım kocacıma, ilk defa kaydığından ben bile tur bindirdim. Halimiz epey komikti ama çok eğlendik. Akşama kadar elimiz ayağımız buz kesene kadar kaydık durduk. Karnımız acıkınca sığındığımız cafede eski bir dostuma rastladım, orada çalışıyormuş. O da bizi çok güzel ağırladı sağ olsun.

Neyse efendim sözün özü, bu aralar çocuklar gibi eğleniyorum, darısı başınıza.

Hayatımızdan güzellikler, harikalar hiç eksik olmasın.

Sevgiler,

Kocasını Pişiren Kadın

10 Oca

Kocasını Pişiren Kadın! ismi gibi hem komik hem dehşet verici…

Aslına bakarsanız bugün, dün bir anda karar verip gittiğimiz ve çocuklar gibi el çırparak eğlendiğimiz Paris Sirki’nden bahsetmek istiyordum. Fakat işlerden bir türlü kafamı kaldıramayınca bu akşamki etkinliğimizin tadı damağımdayken, zencefilli çayımın eşliğinde sıcağı sıcağına anlatmak istedim.

Yedi yıldır internet üzerinden şiirlerini hayranlıkla okuduğum, yazılarımı şiirlerimi okusun yorumlasın diye beklediğim, sohbetine doyamadığım, on parmağında on marifet adam Zeki Çelik’in genel koordinatörlüğünü yaptığı Tiyatro 3′ün ilk oyunu “Kocasını Pişiren Kadın” ı izledim bu akşam, hem de kocamla:)

Zeki ağabeyim sayesinde keşfedip izlediğim oyun, İngiliz yazar Debbie Isitt tarafından kaleme alınmış bir kara mizah. Oyunun henüz gitmeyenler için çekici ve merak uyandıran tarafı şüphesiz ismi: “Kocasını Pişiren Kadın”  Tıpkı ilginç kitap kapakları gibi… Hem komik hem dehşet verici. Tabii eşimle izlemem de komikti! Çıkışta “bak yemeğin tarifini aldım, ona göre ayağını denk al” dedim. (Yalan söylüyorum demedim tabii öyle bir şey, kurdun aklına kuzuyu sokar mıyım hiç? )

—o—

Tiyatro 3′ün takdire şayan becerisi…

Aslında hepimizin izlemekten hatta duymaktan bile sıkıldığımız bir konusu var. Fazla domestik bir kadın ile seksi bir kadın arasında gidip gelen bir erkek…Kısacası hanım hanımcık ama heyecanını yitirmiş yaşlı karısını, cazibeli, genç ama ev kadınlığından yoksun kadınla aldatan adamın hikayesi. Fakat oyunun senaryosu bir yana, içten oyunculuklar, mimikler, karakterlere cuk oturan ses tonları muhteşemdi.

Ee bu muhteşem oyuncularla hatıra fotoğrafı çektirmesem olmazdı:) Kostümleriyle tercih ederdim ama yine de beni kırmadılar, çok tatlıydılar :)

Oyun 3.sahnelenişi olmasına rağmen sanki yıllardır sahnedeymiş gibiydi. Bu yüzden emeği geçen herkesi tebrik ediyor ve kendi adıma teşekkür ediyorum.

Tiyatro 3‘ün minimum dekor ve kostümle, maksimum koreografi çıkartması ise ayrı müthişti. İki ayrı ev için sadece iki masa kullanmaları ve birinin yemek masası, birininse yatağı sembolize etmesi bile çok iyiydi. Keza kadınların aynı kumaştan olan elbiselerinin model tezatlığı, ideal kadın düşüncesindeki farklılığa bir göndermeydi bana kalırsa…

—o—

Aşk karın doyurur mu?

Bu soruyu her duyduğunuzda içinizden “doyurmaz, para da lazım” diyorsunuz ama bu defa sorun para değil! Gerçekten kuru bir aşk ile muazzam bir yemek ziyafeti yer değiştirebilir mi?  İşte Kenneth’in asıl sorunu buydu. Ütülü gömlekleri, düzenli evi, muhteşem yemekleri ve son derece fedakar karısı Hillary’i sadece tutku dolu bir aşk vaad eden ve geri kalan hiç bir işten anlamayan Laura için terk edebilir miydi? Cevabını bilmek istiyorsanız mutlaka izlemeniz gereken bir oyun!

Bundan sonraki ilk gösterim 28 Ocak’ta Ortaköy Afife Jale’de kaçırmayın, MyBilet ‘ten alabilirsiniz.

Sevgiler,

2011′in Enleri – Olaylar / Gündem

30 Ara

İyisiyle kötüsüyle, güzellikleriyle üzüntüleriyle bir yılı daha bitirirken hafızamda yer eden olayları, gündem maddelerini listelemek istedim.

Aslına bakarsanız 2011 isyanların, doğal afetlerin ve acı kayıpların yılıydı. Yoo, karamsar değilim ama en kötü yılımız böyle olsun diyelim. 2012′den çok umutluyum, tüm Dünya, tüm insanlık için güzel bir yıl olacağına inanıyor, hepimiz için sağlık, barış ve güzellikler diliyorum.

Gelelim 2011′in önemli olaylarına…

2011′in Enleri – Olaylar / Gündem

10) Brezilya’daki Sel Felaketi:

11 Ocak 2011 ‘de Brezilya’da sel ve taşkınlar başladı. Afetlerde 903 kişi hayatını kaybetti,  bir çok ev, yuva sulara gömüldü.

9) Japonya Depremi ve Tsunami:

11 Mart 2011′ de Japonya’da 18 binden fazla canı yitiridiğimiz  deprem ve ardından gelen tsunami ve nükleer facia: detay

8)  Arap Baharı:

Tüm dünya Arap Baharı’yla çalkalandı. İşsizlik, gıda enflasyonu, siyasi yozlaşma, ifade özgürlüğü, usulsuzlükler ve kötü yaşam koşulları gibi pek çok sorundan bunalmış Arap halkları isyandaydı. Tunus, Mısır, Cezayir, Libya başta olmak üzere 19 ülke her gün canları pahasına çatışmaların ortasına attı kendini. Başarılı olup liderlerini devirenler de oldu ama protestolarda hayatını kaybeden sayısı her geçen gün artıyor. Şuan için kayda geçen 37.140kişi Arap Baharı (kurbanı!) oldu. detay

7)  Van Depremleri:

23 Ekim 2011′de meydana gelen 7.2 büyüklüğünde  merkez üstü Tabanlı köyü olan Van Depremi. 604 insanımız hayatını kaybederken 60.000 kişi evsiz kaldı.

9 Kasım 2011 tarihinde ise Van’a 12 km uzaklığındaki Edremit ilçesinde 5.2 büyüklüğünde bir deprem daha meydana geldi. Önceki depremin yaralarını sarmak için giden insanlarımızı da kaybettiğimiz 40 kişiyi toprağa verdiğimiz bir afet yaşandı.

detaylar

blogumda Van

hala yapabilecek bir şeyler var

sorumlu blog da sosyal sorumluluk anlamında çok güzel işler çıkartıyor. Bloggerlardan oluşan ekibe, Van Depremi de dahil hassasiyet gösterilmesi gereken olaylarda gösterdikleri çaba ve duyarlılık için onlara da buradan kendi adıma teşekkür ediyorum. İzleyin.

6) Ekonomisi Çöken Ülkeler:

Başta komşumuz Yunanistan olmak üzere, İrlanda, Portekiz, İspanya gibi AB ülkesi ekonomileri çökme noktasına geldi.

5) Acı Kayıplar:

Başta ülkemizde teröre kurban olan şehitlerimiz olmak üzere çok canı kaybettik.  Çok ağladık arkalarından umarım 2012 de aynı şeyleri yaşamayız. Onlar için o kadar üzgünüm ki gerçekten bir şey yazamıyorum, lanet olsun terör diyorum.

23 Temmuz’da 27 yaşında Dünya muhteşem sesli bir şarkıcısını kaybetti: Amy Winehouse. Benim de hayranı olduğum Amy’nin ölümü 2011′in beni en etkileyen ölümlerinin başında geliyor. Dergi Bursa’daki köşemde ona ithafen yazdığım yazıyı da kısa bir süre sonra burada paylaşacağım.

Sansasyonlu ölümüyle beni çok üzen bir diğer genç kaybımız ise Defne Joy Foster‘dı. Bir dönem enerjimi ona benzetip bana Defne Joy dediklerinden beri onu daha bir farklı severdim.

Yine ölümüne çok üzüldüğüm isimler; 5 Ekim’de hayatını kaybeden Amerikalı bilgisayar mühendisi ve Apple’in kurucusu Steve Jobs, Jackass yıldızı Ryan Dunn 34 yaşında trafik kazası sonucu hayata gözlerini yumdu. Türkiye’nin ilk reklamcısı Eli Acıman, besteci, şarkıcı ve yazar olan güzel Esin Afşar,  türküleriyle milyonları mest eden ve milyonların son yolculuğuna uğurladığı Kıvırcık Ali, Türk sinemasının “koca çınarı” Ömer Lütfi Akad…

4) Operasyonlar:

Ergenekon devam ederken Şike ve KCK operasyonları ile devlet yeni cezaevleri kuracağa benziyor. Hala içeri alımlar devam ediyor.

3) Vizeleri Kalkan Ülkeler:

İşte bu güzel haber! Başta görmek istediğim Arjantin, GüneyAfrika, Rusya, Maldivler gibi ülkelere olmak üzere son haberlere göre 64 ülkeyle vizemiz kalktı. detay

2) Genel Seçimler:

AKP’nin yeniden iktidara gelmesi ve daha da güçlenmesi… Yorumsuz, siyaset yapmayacağıma söz verdim:)

1)  Telefonların ve Sosyal Medya’nın Önü Alınamayan Yükselişi 

Akıllı telefonlarla gelen muhteşem sosyal yaşam! Telefonlardaki uygulamalar, oyunlar hayatımızın birer parçası oldular. Artık onları neredeyse bir tek telefon için kullanmıyoruz:)

Aslında bir mikrobloglama sitesi olan ve bu sayede yeni bir haber mecrası olarak hayatımıza giren Twitter…  Özellikle Türkçe olduktan sonra  önü alınamayan bir yükselişe geçti ve hayatımıza  Erol Köse, Hilal Cebeci gibi sansasyon yaratan isimleri yeniden kazandırdı. Dedikodular, atışmalar, kavgalar hiç bitmedi. Kullanıcıların kendi içeriklerini üretmesi ve kolay erişim sayesinde herkes yazar, herkes ünlü, herkes bilirkişi oldu.

 * Yukarıdaki liste önem sırasına göre değildir. 

Şöyle bir gözden geçirince acı haberler fazla olsa da kendi özelimde güzel şeyler yaşadım bu yıl.

Kız kardeşimin evlenmesi, artık kendi işimi yapıyor olmam, ailemize yeni katılan kuzenlerimizin bebekleri, büyük bir cesaret göstererek katıldığım “Kelime Oyunu” yarışması, kuzenimin sevdiği adamla nişanlanması gibi bir sürü güzel şey oldu hayatımda.

Bunlara güldüm:

2011′in en komik videoları 

Bunları dinledim:

2011′in en iyi müzikleri

Seneye bu listeyi yaparken üzüntülü olaylar yazmak istemiyorum çünkü yazarken bile çok üzüldüm.

Mutluluklarımızın ve güzelliklerin acılardan daha fazla yer tutacağı bir yıl diliyorum.

Sevgiler,

 

Yılbaşı mekanları İstanbul

23 Ara

İki yıl öncesine kadar her yılbaşında çalıştım, biliyorsunuz yeni bıraktım otel ve restaurant dünyasını. Bu sayede her yeniyıla mekanlarda girmiş oldum, bu yüzden iki senedir evimizde kutluyoruz yılbaşını.

Gayet mütavazı, portakal, çekirdek, cips ve hazırladığım muhteşem yılbaşı menüsüyle… Zaten İstanbul’da yılbaşında dışarıda olanları biliyorsunuz, hepimizi korkutuyor. Ama bu sene bir dışarılara çıkasım var, tabii seçkin, güzel ve kaliteli bir mekana gidip, başka hiç biryere bulaşmadan evime dönmek istiyorum.

Henüz karar vermedim ama yılbaşı gecesini dışarda kutlamaya karar verirsek gitmek istediğim birkaç adresi araştırdım ve gidemesem de sizlerle paylaşmak istedim.

Chocolate Bistro

  • Ben böyle günlerde evim gibi rahat edebileceğim, çok kasılmayacağım yerleri severim. Mesela Chocolate Bistro Şaşkınbakkal öyle, genç ruhuyla, modern dekorasyonuyla ve rahat oturma alanlarıyla süper! 
  • Aşırı gürültülü olmasın zira bütün geceyi kolon yutmuş gibi geçirmek istemem.

 

The House Cafe Ortaköy

  • Güzel yemekleri ve şahane sunumları olsun, yılbaşı ruhunu bana menüsünde yansıtsın isterim.
  • Garsonlar “yılbaşı günü çalışıyoruz zaten” tribinde olup, yemekleri kafamıza atar gibi davranmasın isterim.
  • Hem şık, hem rahat olsun isterim. House Cafe tadında! Bu yıl parti Ortaköy’deymiş. Biraz zor buldum ama yılbaşı etkinlik linkine direk buradan ulaşabilirsiniz.

Liman Lokantası

  • Elit bir yer olsun ama düğüne gider gibi balo konseptiyle, uzun tuvaletler, fraklarla gelen ablalar abiler olmasın isterim. Liman Lokantası tarihi ve kalitesiyle muhteşem. Ama benim bu seneki haleti ruhiyem için biraz ağır kaçabilir. 
  • Fazla çocuk muhabbeti, gürültüsü olmasın isterim.
  • Tarzı olsun, fiyatları uçuk olmasın dekorasyonu ve atmosferi sıcak olsun isterim. Tıpkı Maria’nın Bahçesi gibi… Sevimli, sıcak ve makul fiyatlı…

Maria'nın Bahçesi

  • Jazz veya alternatif batı müzikleri olsun, gecenin bir bölümünden sonra ya dj coştur bizi yapalım (tabii kaynana dillerini burnuma sokan tipler olsun istemem ve masaların üzerinde striptiz gibi şov yapan sarhoş kadınlar olmasın) ya da fasıl muhabbetti yapalım isterim. Şöyle “ah bu gönül ister, arzu eder dırıdırı…” filan. Fasıl olsun dediysek 60 yaş üstü amcaların masalarından bağıra çağıra “İstanbul Sokakları”‘nı da söylemesini istemem tabii. Yani haddini aşmayan müşteri profili olsun. Bu maddeye en çok uyan Peymane & La Cucina, bu yılki programlarında önce jazz ardından DJ performansıyla coşku dolu bir kutlamaya hazırlanıyor.
  • Tertemiz lavaboları olsun isterim. Mis gibi koksun. Saat başı değil on dakikada bir kontrol edilsin böyle özel günlerde…

Peymane & La Cucina

  •  Bahçesi olsun bir de… Mekanın atmosferinden boğulunca çıkıp bir nefes alınabilecek,  ufoları olan bir bahçe… Yemek sonrasında Peymane & La Cucina‘da party 23:30′dan sonra bahçede devam ediyor, bu müthiş!

Peymane & La Cucina Bahçe

  • Sıcacık bir mekanı olsun hatta mümkünse sıcak şarabı da olsun isterim. Hatta komple şarapevine bile gidebilirim aslında. Hem muhteşem mezeleri de oluyor. En güzel alternatiflerden biri İstiklal’deki Pano Şarapevi olabilir. Mistik atmosferi ve zengin şarap menüsüyle ortaçağdan fırlamış gibi!

Pano Şarapevi

Yani anlayacağınız benim bu kriterlerimin hepsine uyacak yer bulmak çok zor. Ama bu isteklerimin bir çoğunu karşılabileyecek mekanlar da çok. İşte yukarıda bahsi geçenler onların arasındaki favorilerim.

Aşağıda hepsinin iletişim adresleri var, arayıp ya da mail atıp yılbaşı menülerini ve programlarını öğrenebilirsiniz. Umarım arayış içinde olanlar için fikir verebilmişimdir. 

Eee, siz yılbaşında neredesiniz? 

 

Yılbaşı Mekan Rehberi/ İstanbul: 

Chocolate Bistro & Bar – Şaşkınbakkal

Adres: Suadiye Mah. Kazım Özalp Sok. Yalman Center - A Blok No:60/1  Kadıköy-İstanbul

Tel: 0 216 360 61 34 – 0 216 360 63 34

chocolatebistrobar.com

The House Cafe- Ortaköy

Adres : Salhane Sokak No: 1 Ortaköy / İstanbul
Tel: 444 4 THC (842)

housecafe.com

Liman Lokantası / Çapa Çapa

Adres: Rıhtım caddesi 52-3 Yolcu salonu üstü. kat 3 Karaköy- İstanbul
Tel: 0212 292 39 92 (3 hat)

capacapa.com

Peymane & La Cucina

Adres: Tom Tom Mh. Boğazkesen Cd. No:65/1 Beyoğlu- İstanbul

Tel: 0212 444 21 92

peymane-lacucina.com

Pano Şarapevi

Adres : Hamal Başı Cad. 12/B Galatasaray Beyoğlu – İstanbul

Tel: 0212 292 66 64 – 293 61 64

panosarapevi.com

Maria’nın Bahçesi- Maltepe

Adresi: Küçükyalı Sahilyolu, No:86, Küçükyalı İstanbul

Tel:  0216 519 98 19

marianinbahcesi.com

Sevgiler,

 

Sağa çek fotoğraf çek! 2

6 Ara

Yollar…Uzar gider önünde
Seyir edersin ya da seyredersin

Benim için en güzel terapidir yol. Tabii yormayan, tehlikeli olmayanları… Hele ki sevdiklerimle isem ve teypde güzel bir ezgi varsa, dönüşü düşünmeyecek kadar vakit varsa eğer, yaslanırım arkama ve yolun gittikçe kendine çeken büyüsüne kaptırırım kendimi. Yol aldıkça kalkar üzerimdeki ağırlık, uzaklaşır acım, içim açılır. Yol anlar insanı, hüznünü alıp varışa kadar süren bir heyecan bırakır gönlüne. Bundandır belki de en mutsuz anlarımızda kaçıp gitme, uzaklaşma isteğimiz!

Yolda sadece seyir edenlerden olmadım hiç, kafamı koyup uyumuşluğum çok nadirdir, hep cam tarafına oturmak isteyenlerden oldum. Camım, perdem açıktır hep, gündüzünü de gecesini de bir başka severim yolların. Gecenin karanlığında kilometre tabelalarını okumayı severim misal, parlayan yol çizgilerini, bir anda beliren şehir ışıklarını, başka güzeldir gecesi yolların. Gündüzünde keşfetmeyi severim uzaktaki köyleri, denize paralel gitmeyi, kahverengi tabelaların götürdüğü tarihi yerleri, bitki örtüsü değişikliklerini izlemeyi…

Gece çekip almadan güneşi, güneşin son bir defa denize selam verişini seyretmeyi severim misal…

Sürprizlerle doludur yollar. Bir bakarsınız aşılmaz denen dağdan aşağı indiğinizde denize kavuşturur sizi, bir bakarsınız unutulmuş bir beldeye çıkartır yolunuzu. Yol da su gibi akar, yatağını bulur!

Ama gitmek iyidir, yanınıza alacağınız hiçbir şey yoksa da iyidir gitmek. Yol sizi götürür, bazen bir baston bile fazla gelir insana!

YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜRLER

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamış olanlar.

Pablo Neruda

Yolları da, önüme çıkardığı sürprizleri de seviyorum!

Ve hangi yolu seçerseniz seçin o yolun sizi mutlu etmesini, sizi güzelliklere ulaştırmasını diliyorum.

Sağa çekip fotoğraf çekmeyeyse devam! :)

Sevgiler,

Disko Kralı’nda çok kraldık!

28 Kas

Bir tweet, bir mail, bir anda kendimizi Disko Kralı’nda bulduk önceki gece. Herşey spontane gelişti, bir çift arkadaşımızı (Derya ve Şafak) da çağırıp girdik programa izleyici olarak. Bildiğiniz gibi TV8′e transfer olan Okan Bayülgen yine formatlarını bozmadan devam ediyor. Üniversitedeyken Zaga’ya gitmiştim stüdyo oldukça büyüktü, TV8 epey küçük geldi gözüme ama sevimli ve sıcaktı. Hatta bayağa sıcaktı çünkü Kingo Disco yazısının hemen altında, ampuller sırtımda oturuyordum.

Kamera Okan’ı görüntülediğinde hep arkada biz vardık. Bilmeden en kral yere oturmuşuz. Aslında resmen oturtturulduk, tipimiz iyi diye siz öyle geçin diyip durdu stüdyo amiri. Çok komikti, resmen programı Okanla beraber sunduk, yani programın konuğu gibiydik.

Programı evden izlerken güldüğüm tipler gibi el salladım ekrana, şebeklik yaptım, yalandan güldüm…En sonda olduğumuz için ses çok az geliyordu ama biz yine de çok eğlendik.

Programın konukları da iyiydi, Hüsnü Şenlendirici şenlendirdi, Önder Açıkbaş güldürdü, Tuba Ekinci eğlendirdi, Hepsi fasülyedendi. Tuba Ekinci programın sonunda Okan şarkı söyletmedi diye stüdyoyu terketti. Çok eğlenceliydi.

Programı tvarsivi.com dan bulup izleyebilirsiniz. Uzantılı link veremiyorum hepsi parça pinçik çünkü.

Sevgiler,

Tay mutfağının özgün adresi; Pera Thai

24 Kas

Beyoğlu Tünel’den Meşrutiyet Caddesi’ne inerken otantik dünya mutfakları seçenekleri sunan bir kaç restoran geçtikten sonra aşağıda tarihi bir binanın girişinde Tay yani Tayland mutfağının en özgün adresi Pera Thai’yi göreceksiniz.

Kapıda sizi karşılayan kibar garsonlardan sonra içeriye girdiğinizde ekru örtülerin üzerinde fuşya orkidelerin yer aldığı sade ve son derece naif bir kaç masayla karşılaşacaksınız.

 Üst katında da aynı şekilde 5-6 masa bulunan bu restoran toplamda 65 kişilik.

Fakat ünü kendinden büyük! O küçücük restorandan taşan leziz yemekler dünya çapında bir üne sahip.12 yıllık bu Thai restoranı 2006 yılında Tayland hükümeti tarafından dünyada mutfağı, kalitesi, ortamı ve misafirlerine gösterdiği özenle değerlendirilen Thai Select ödülüyle taçlandırılmış.

 

 

 

2009 yılında ise Tayland National Food Institute tarafından Excellent Thai Restaurant olarak The Pride of Thailand-Certificated of Excellence ödülüne layık görülmüş.

Ortamın sade şıklığının yanı sıra Tayland’ın sembol objelerine ve oymalı mobilyalarına da yer verilmiş.  Özellikle arkası vestiyer olarak kullanılan ahşap  paravanın üzerine oyulmuş taşlı fil figürüne bayıldım.

Cam bölmenin üzerindeki rafta oturup, sizi selamlayan buda heykelleri, ilginç masklar, duvardaki tablolar ve fonda çalan otantik müziklerle Beyoğlu’nda olduğunuzu unutabilirsiniz.

Menüsü ise oldukça zengin, Tayland mutfağının en büyük özelliği olan çeşit çeşit baharatlar ve acıyla lezzetlendirilen yemekler Taylandlı bayan aşçılar tarafından hazırlanıyor. Pera Thai’nin menü konseptini ise  Kahire’deki ünlü Bua Khao restoranlar zincirinin sahibi Bn. Yuphadee Sawamiwast oluşturuyor.

Ben bir Uzakdoğu klasiği olan noodle yedim, tavuklu ve bol acılı…Tayland’a özel ev yapımı köriyle renklendirilmişti, gerçekten parmaklarımı da yemek istedim.

Restoranının diğer  sevilen yemekleri arasında Thai Mantısı (Dim Sum), Acılı Noodle Salatası (Yum Woon Sen), Acılı Karides Çorbası (Tom Yam Gung), Tayland usulü noodle (Pad Thai) sayılabilir.

Bu arada restoranın kullandığı Tayland porselenlerine de aşık olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Bizim çinilerimize de biraz benziyor ama formları itibariyle çok farklı.

Özellikle kulpsuz çay fincanlarından mutlaka edinmeliyim. Birlikte yemek yediğimiz hostes arkadaşım Tayland’a gittiğinde bana onlardan getirme sözü de verdi:) Yemekten sonra mutlaka bir bardak yeşil çay alın, hem o lezzeti tadın hem fincanın şirinliğini de görün derim.

Eğer acıyı, baharatı seviyor ve farklı lezzetler arıyorsanız Pera Thai asla pişman olmayacağınız lezzetler sunuyor.  Özel günleriniz için de sıradışı bir alternatif olan mekan için hafta sonu mutlaka rezervasyon yapmak gerekiyor. Fiyatlar konusunda da sizi üzmeyecek, çünkü yediğiniz eşsiz lezzete değdiğini göreceksiniz.

Pera Thai

T: 0212 245 57 25-26  // info@perathai.com

http://www.perathai.com/

 

Sağa çek, fotoğraf çek!

21 Kas

Bayramda yaptıklarımı anlatamamıştım. Şimdi çok hızlı bir şekilde geçiyorum.

Aile ziyaretleri. Bitti.

Bu bayram öyle diğer tatillerde yaptığımız gibi oraya da gidelim, buraya da gidelim, ay buraya kadar gelmişken 200 km daha gidelim orayı da görelim tribinden uzaktık. Zaten buna daha yola çıkmadan karar vermiş, birbirimize tembihlemiştik. Bak bu bayram dinlenelim, öyle gezmeyi filan düşünmeyelim tamam mı, tamam:)
Ama bu düşünce fotoğraf çekmemizi engellemedi tabii. Gidip gezip çekemezsek, yollarda çekeriz.

İşte bizi yollarda sağa çekip durmaya zorlayan kareler!

Yolda inanılmaz bir sis vardı, görüş mesafesi bazı yerlerde neredeyse 10 metreye kadar düşmüştü. Biz de fırsattan istifade o kadar yakınımızda olduğu halde zor gördüğümüz ağaçları çektik.

Seyir halindeyken önümüzdeki arabalara ne zaman siste kaybolacak diye bakmak zevkliydi.

Kahve molası için durduğumuzda güzel bir cheesecake yedik ama bu lezzete ortak olan başka canlılar da vardı.

İsimlerini bilmeyip şekillerini benzeterek lakap taktığımız adalarımız vardı, ama lakaplarını da unuttum.

Bulutları çekmek çok keyifli, neden daha önce yapmamışım diye düşündüm.

Acaba bu mööööcüklerin yarın kurban bayramı olduğundan haberi var mıydı?

Küçük, şirin bir sahil kasabası hayali kuranlara istediğini verebilecek bir yer… (Gelibolu yakınlarında bir yer)

Devamını da bir sonraki posta bırakayım, çünkü çok var.
Allahım yollarda ne güzellikler var! Görebilene…

Hadi sağa çekin, fotoğraf çekin!
Sevgiler,

2 güzel tesadüf

21 Eki

Bursa’dayken kuzenim Burçin ve Cicu’yla Carreffour’a eşim için gömlek almaya gitmiştik. Bi kahve molası deyip Sbucks’a girdik, kahvelerimizi beklerken ben her zamanki gibi etraftaki yazıları okuyordum. Bir de baktım panoda kendi şiirim. Dergi Bursa’dan kesilmiş bir sayfayı oraya yapıştırmışlar. ‘ Tek karede Bursa ‘ köşesinde Orhan Turan’ın fotoğrafıyla beraber  erguvanlar üzerine yazdığım araştırma yazısından bir iki paragraf ve Bursa’nın erguvanlarıyla ilgili 2009′da yazdığım şiir. Güzel tesadüftü çok hoşuma gitti.

 

sayfanın orjinali

 

Aynı gün D&R’da son zamanlarda çok beğenerek dinlediğim “Model” grubunun imza günü vardı.  O da benim için güzel bir tesadüf oldu, sıraya girmedik ama yandan bir kare onları ölümsüzleştirdim:) Sevimli bir grup aslında ama o gün biraz soğuklardı, havadan herhalde :)

 

 

Kendime, onlara ve size bu şarkıyı armağan ediyorum o halde: http://fizy.com/#s/1ah045

 

Güzel tesadüflere, sevgiyle!

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins