Archive | TadıYorum RSS feed for this section

Karadeniz Mutfağı’na Fena Sardık

12 Mar

Nur Abla, Nalia

Karadeniz Mutfağı en çok merak ettiğim mutfaklardan biridir. Belki de aslımın Karadenizli olmasındandır kimbilir. O topraklarda hiç yaşamamış, hatta neredeyse görmemiş olsam bile en azından dedemin babasının o topraklarda ömrünün geçtiğini, o kültür ile yoğrulduğunu yani soyumun hamurundaki o Karadenizliliği yok sayamam. Aslına bakarsanız Sinoplu, Karadenizli olmanın enerjisini ve aynı zamanda ağırlığını bir arada taşıdığıma inanıyorum. Neyse gelelim Karadeniz Mutfağı’na… Hani diyorum ya; ben bizimkilerde görmedim, çünkü babaannem de olay kırılmış, kendisi muhteşem yemek yapar ama Bursalı olduğundan Karadeniz lezzetleri evimize hiç girmedi diyebilirim. Ama içimde hep yaradır.

İstanbul’da uzun zamandır dikkatimi çeken bir mekan vardı ismi Nalia. İçerenköy tarafından Bostancı köprüsüne gelmeden hep görüyordum. Bembeyaz bir köşk, sonradan restore edilmiş. Tabelasındaki Karadeniz Mutfağı  yazısını ne zaman görsem ya şuraya da bir gelemedik diyordum ki geçenlerde gittik.

Nalia arşivinden

Öncelikle mekan nostaljik ve genel olarak iyi dekore edilmiş. Çok şık diyemesek de kurumsalı, temizliği, sadeliği yöresel lezzetler sunan bir restorana göre çok çok güzel.  Fiyatlar da kaliteye göre ekonomik bile sayılabilir.

Fotoğraf bana ait

Neler yedik? 

Mısır ekmeği // Ücretli, iki küçük kare dilim geldi, tadımlık gibiydi.

Baharatlı Zeytinyağı // İkramdı, aynı zamanda mısır ekmeğinin kuruluğunu alan güzel bir başlangıçtı

Karalahana Çorbası // Çorba gibi değil de neredeyse sulu yemek kıvamında ben pek karışık şey sevmiyorum ama eşim bayıldı.

Turşu Biber // İkram, gayet güzeldi.

Mıhlama // Daha önce de birkaç defa yemiştim, ama bu hayatımda yediğim en iyi mıhlamaydı.

Kuru Fasülye // Çayeli fasülyesi, yağı biraz fazla ama taneleri dolgun ve tadı enfesti!

Akçaabat Köfte // Ben daha farklı bir tat hayal etmiştim çok bir orijinalliği yok ama lezzeti gayet yerindeydi.

Daha önce yine bu blogumda çok sevdiğim Trabzon Pidesinin adresi Lider Pide‘yi anlatmıştım size. Lider’in kavurmalısından kıymalısına tüm pide çeşitleri harika, detayları buradan okuyabilirsiniz.

Vee Nur Abla

Gazete arşivinden

Burnumuzun dibine, Çekmeköy girişine açılan Nur Abla aslında oldukça eski. Daha önce de Ümraniye Tepeüstü’nde müdavimleri varmış, hala da var. Ama biz buradakini keşfettik ve fena sardık. Mekan olarak da kocaman, ferah, tertemiz. Kadın elinin değdiği her halinden belli. Hafta sonları ve çocuklu aileler için de ideal.

Anonim görsel

 

Neler yiyoruz?

 

Kara Lahana Dolması // Ben içini eşim dışını yiyor:)

Mıhlama // Nalia’nınki daha güzel bunların peyniri biraz tuzsuz.

Pide Çeşitleri // Özellikle kavurmalı kaşarlısı muhteşem.

Anonim görsel

Aynı zamanda Nur Abla’da çeşitli ev yapımı reçeller, Karadeniz yaylalarından ballar bulabilirsiniz.

Şimdi sırada Fasülye Kavurması ve Hamsili Pilav var. Aslında Hamsili Pilav’a karşı bir nebze ön yargılıyım. Eğer bunu aşarsam Hamsi tatlısı bile yiyebilirim.

Karadeniz Mutfağı son dönemde gerçekten yükselen yıldız. Hani pideciler, kuru fasülyeciler hep vardı ama artık tam yöresel lezzetler de özellikle İstanbul’da pek çok yerde bulunuyor. Yeni yeni Karadeniz restoranları açılıyor. Sizin de bildikleriniz varsa lütfen paylaşın, deneyimleyelim. Umarım bir gün her birini yerinde de yeme şansımız olur. Kızım biraz daha büyüsün bir Karadeniz turu yapmak istiyoruz inşallah.

Çünkü Karadeniz Mutfağı’nı tanıdıkça seviyor, sevdikçe kendimi daha çok oralı gibi hissediyorum, sevdikçe yiyorum da bu kiloları ne yapacağız işte onu bilmiyorum:)

Yaşasın Yemek Yapmak!

10 Oca

Yemek yapmayı nereden öğrendiniz?

Annem yemek yaparken beni hep yanına çağırırdı, “kızım gel bak bunu nasıl yapıyorum“, “bak bu şöyle yapılıyor gel bir izle, bir öğren” der dururdu. Ama ben hiç gitmezdim, “heee biliyom ben onu” ya da “of ya ne gelemem şimdi işim var, dersim var” falan fıstık numara çekerdim. Onca 5 yıldızlı otelde, restoranlarda çalıştım, aşçılarla kafa patlatıp menüler çıkardım, yemekleri görünce içinde ne olduğunu anlayacak kadar kompetan oldum ama kendim yapmıyordum. Sonra gün geldi evlendim. Kaldım mı öyle kendi başıma, ne executive şeflerimi arayabilirdim bu saatten sonra ne annemi… Ya bana derseler ” ee ben anlatırken, yaparken neredeydin?”

Ben de kalktım kitaplar edindim, Ümit’i ne Ayşe’si Oktay’ı hepsinin tariflerini deniyor en beğendiklerimi işaretliyordum. Bir çok şeyi tarifler sayesinde ilk defa yapmama rağmen güzel beceriyordum, çünkü hemen her şeyi tam tarifine göre değil mantıkla yapıyor, içgüdüsel olarak içine bir şeyler katıyor daha da lezzetlendiriyordum.

Halen yemekleri yaparken kitaplarımdan yararlanırım. İnternet tarifleri çok karışık, herkesin yapış şekli farklı bazen de ordan burdan sallayıp yazıyorlar ortaya saçma sapan bir şey çıkıyor. Güvendiğim birkaç site dışında internetten yemek yapmam.

Geçenlerde bir komşumla ve birbirinden güzel kitaplarıyla tanıştım. Kendisi Faslı, eşi Fransız, ismi Jamila ama herkes ona Cemile abla diyor:) Kız kardeşi halen Fas’taymış ve muhteşem bir aşçı ve yemek yazarıymış. Jamila abla da en az onun kadar iyi bir aşçı ve kız kardeşinin tüm kitaplarını Türkçe’ye çevirmiş.

Kitaplar yemek türüne göre ayrılmış ve tüm tarifler 13 kitapta toplanmış. Bir sürü özel ve farklı yemek tarifi ve ikramlık yiyecekler var. Alışılagelmiş lezzetlerin dışında ama mutfak bütçesini zorlamayan tarifler. İşte en çok buna sevindim. Çünkü insan özellikle misafiri geleceği zaman farklı lezzetler yapayım istiyor ama iş biraz fantaziye binince bütçeyi de ona göre arttırmak gerekiyor.

Bu kitaplarda öyle bilmemne yatağında etler, bilmemneyle marine edilmiş,  tütsülenmiş efendime söyleyeyim bilmemne usulü pişirilmiş şeyler yok! Gayet mütavazı isimlerle gayet basit şekilde hazırlanan yiyecekler var. Sunumları oldukça başarılı, her yemek bitmiş haliyle sunum esnasında fotoğraflanmış.

Ve bir güzel tarafı ise her tarifin aşama aşama fotoğraflanması…Diğer kitaplarda olmayan önemli bir detay bence. Jamila ablanın dediğine göre bu yemeklerin yapılması, fotoğraflanması için özel bir stüdyo daire kiralanmış ve çekimler yaklaşık 3 ay sürmüş.

Yani “yemek emek ister” deyişinin hakkını vermişler. Ama karşılığında da on numara kitaplar çıkmış. Siz de benim gibi yemeklere meraklı ama her yapışında garantilemek için de olsa tariflere bakanlardansanız, tarifler için her an bilgisayar açmak zor geliyorsa, kitapları seviyorsanız bu güzel kitaplardan edinebilirsiniz.

Yazar: Rachida Amhaouche

Çeviri: Jamila Marchal

Yayınevi: Chaaraoui

Bilgi için: dunyalezzetleri@hotmail.com ‘a mail atabilirsiniz,  gerçi sudan ucuz ama blogumdan geldiğinizi söylerseniz indirim de yapacaklar:)

Böyle kitaplar sayesinde yaşasın yemek yapmak!

Tavacı Recep Usta – Bursa

11 Tem

Hafta sonu kardeşim ve eşi sizi  ”Meşhur Tavacı Recep Usta” diye bir yere götüreceğiz harika, bayılacaksınız dediklerinde gözümde küçük, saç kavurma ve tava yemekleri yapan alelade ama lezzetli bir mekan canlanmıştı. Kardeşim “akşam giderken üzerimizi değiştiririz” deyince şaşırdım “nasıl yani şık bir yere mi gidiyoruz ki” dedim. “Çok güzel, gidince görürsün, yeni açıldı” dedi. Zaten eski olsa 3 yıl öncesine kadar Bursa’da yaşayan ve restorancılık, otelcilikle uğraşan biri olarak mutlaka bilirdim.

Mekana girdiğimizde ilk izlenimi şahaneydi, otoparkı, valelerin temizliği, ardından giriş lobisi, mobilyalar, dekorasyon herşey çok hoştu. Tek eksik kapıda karşılayan bir hostesin ya da bir görevlinin olmamasıydı. Kendim için demiyorum ama Bursa halkı ilgi ister, karşılanmak, pohpohlanmak hatta tanınmak ister bunu eski tecrübelerime dayanarak söylüyorum:)

Hava çok güzel olduğu için dışarda oturmayı tercih ettik, dışarı çıkarken kapalı mekanı görme ve inceleme şansım da oldu. En güzel özelliği tavanın yüksekliği ve bir kaç farklı mobilya grubu tercih etmiş olmaları. Çünkü bu kadar büyük kapalı mekanlarda tek tip mobilya olunca resmen sıkıcı bir yemekhaneye dönüyor. Özellikle cottage tarzı çiçekli koltukları ve beyaz fransız sandalyeleri çok beğendim.

Bahçeye çıkınca kendimi bambaşka bir yerde hissettim. Neredeyse 3 metre yüksekliğinde kafesler ve içlerinde aynı türde onlarca kuş… Kafeslerde kuşların zaman geçirebileceği ve kendilerini doğal bir ortamda hissedebilecekleri örgü sepetler, ahşap yuvalar, dallar muhteşemdi.

 

Muhabbet kuşları için bir kafes, sultan papağanlar için bir kafes, güvercinler için ayrı bir kafes… Gerçekten çok özenilmiş,  kafesler tertemizdi. Sürekli bakımlarının yapılıyor olduğu belliydi.

Kuşlar çok mutlu görünüyorlardı, cikcik ötüyorlar, yemlerini yiyorlar, kimi uyuyor, kimi öpüşüyor, kimi tünediği yerden insanları izliyor hepsi kendi türleriyle uyum içinde, eğlenerek yaşıyorlar.  Eşimle en çok bu kuşa güldük, doğal bir güvercin değil sanırım ama tipi çok komik, ismini yargıç koyduk, hakim yaka tüyleriyle kafesinin en bilgesi duruyordu.

Bir de şu tek yuvaya sığmış kuşları görünce çekmeden edemedik, nasıl da tatlılar baksanıza, tıpkı bizim gibi aynı yuvadan bakıyorlar dünyaya:)

Neyse artık lezzetlere gelelim. Mekanın en meşhur yemekleri kuzu etli saç kavurma, kaburga dolması ve kuzu gerdan. Mekana adını veren ve aynı zamanda sahibi Recep Usta Diyarbakırlı bir aşçı. Aşçılıktaki ilk ustalığı da gerdan haşlamadır. Yılmaz Erdoğan’ın sevilen şiirindeki “Ben seninle bir gün Veysel Karani’de haşlama yeme ihtimalini sevdim ” dizesinde geçen lokantanın aşçısı ve  haşlamayı yapan ise Recep Usta’dır. Lezzetlerini  2000li yıllarının başında ilk olarak Ankara’da tattırmaya başlayan Recep Usta kısa sürede İstanbul, İzmir ve şimdi de Bursa’daki şubeleriyle bir zincir haline gelmiş.

“Farklı bir tat, güzel bir yemek, iyi bir hizmet sunmuşsam dünyanın en mutlu insanı benim” diyen Recep Usta’nın eli de bir bol ki sormayın, alacağınız yemekleri kaç kişiyseniz ona göre alın. Mesela biz 4 kişi 1 saç kavurma 1 kaburga dolmasıyla tıka basa dolduk. Yemeklerin çoğu 2 kişilik. Hatta çok aç değilseniz 3 kişi yanında gelen ikramlarla beraber 1 kaburga dolmasıyla doyar.

İkramlar demişken ortaya gelen her şeyin lezzeti harika, gittiğimiz gün orta alanda çiğköfte show vardı, sonra masalara dağıtıldı, hem de etli:( Biliyorsunuz dışarıda artık yasak ama böyle yerde de yenilirdi. Fakat hamile olduğum için kokusuyla yetindim. Ardından haşlama içli köfte ve kuru patlıcan dolması geldi, herkese 1′er tane tadımlık ama şahaneydi.

Patlıcan sevmememe rağmen hapır küpür yedim. 20 haftalık hamileyim ilk defa dışarıda salata yedim, tertemiz ve çok iştah açıcı görünüyordu. Taze otlardan, rokalı, fesleğenli ve tabii ki nar ekşili harika bir yaz salatasıydı. Onun dışında kasede servis edilen sulu, isotlu, domatesli ezme geldi. Yemekle beraber sormadan masaya gelen bol köpüklü yayık ayranı, bakır kapta ve bakır kaşıkla servis edildi. Bu adisyona eklenmişti sanırım içecek siparişi vermezseniz otomatik olarak masaya geliyor:)

Öyle çok ikram var ki olsun o kadar diyebiliyorsunuz. Yemekten sonra gelen dondurmalı irmik tatlısı ve cevizli sıcak baklava olağanüstüydü.

Hemen arkasından geleneksel kostümüyle mırra kahve servis eden garson geldi. Arap kökenli acı ve koyu kahve minik fincanlarda servis ediliyor ve tek yudumda içmek zorundasın. Mideyi rahatlatma özelliğinin yanı sıra fincanının elden alınıp ele geri verilmesi. Eğer fincanınızı kazara masaya bırakırsanız bahşiş vermek zorundasınız.

Foursquare’dan check-in yaptığımız sırada birkaç kötü yoruma denk geldik ama biz hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadık. Servisin kötü ve yavaş olduğundan bahsedilmiş ama bize son derece işini iyi bilen bir garson denk geldi. Belki kalabalık günlerde sıkıntı yaşanabilir ama personeli gayet yeterli görünüyor, tabii bilgili ve kalifiye personel ne kadar onu bilemem.

Fiyatları ise bu hizmetlere göre gayet güzel, ucuz değil elbet ama bunca ikramı görünce evet hak ediyor deyip, paranızın karşılığını aldığınızı düşünüyorsunuz.

Bursa’da olanlar veya yolu Bursa’dan geçeceklere duyurulur! Acilen İstanbul’daki mekanlarını keşfetmeli!

Afiyet Olsun.

Konum ve menüyle ilgili her türlü bilgiyi sitesinden öğrenebilirsiniz: tık 

 

Çin Çin Restaurant

20 Mar

Taksim’deki Fransız Konsolosluğu’nu geçip ilk sağa dönünce görebileceğiniz ama önünden geçerken tabelasına bakıp muhtemelen aklınıza Tutti Frutti’yi getirip gülümseyeceğiniz bir  mekan anlatacağım size. Çünkü benim de önünden geçtiğim bir an, mekanı fark edip “haha Çin Çin” demişliğim vardır:)

Bu ayın başında canım arkadaşım Cicum’un doğumgünü sayesinde tanıdığım bu sevimli, özüne uygun ve samimi bu restoranın adı Çin Çin. Elbette bir Çin restoranı. 2009′dan beri hijyeni ve kaliteyi hesaplı fiyatlarla sunmaya çalışan bu sıcak restoranda Çin Mutfağı’nın en özgün yemeklerini afiyetle yiyeceğiniz garanti. Tabii ki her şeyi yemedim ama oldukça kalabalık masamızda, farklı farklı yemekler tadan insanlar arasında  mutlu olmayan hiç kimse yoktu.

Stickleri anca böyle gözüme tutabildim, kullanabildiğimi gören olmadı

 

Çin Çin Restaurant’a kadın eli değdiği her halinden belli; duvarları süsleyen Çinli kadın resimlerinden, çiçeği eksik olmayan masalara içerideki kibar ama samimi atmosfere kadar her şeyi dozunda feminen;)

Uzakdoğu’lu aşçıların hazırladığı zencefilli, tatlı-ekşi soslu, acılı ve sebzeli yemekler ön planda. Menüde deniz mahsüllerinden, et ve tavuk yemeklerine, vejetaryenler için sebze yemeklerinden, Uzakdoğu’nun vazgeçilmezi noodle ve çeşit çeşit pilavlara kadar her şey var.

Benim seçimim 'Tatlı Ekşi Soslu Dana Eti' oldu.

 

Hem fiyatları hem de ortamıyla gerçekten kasmayan, sımsıcak bir mekan Çin Çin… İşletmecisi Özen Kulaçoğlu adı gibi özenmiş mekanına:)

Üstelik paket servisi, alkol seçeneği ve öğle saatlerinde açık büfesi de var.

Tek eksiği sushi o da zaten Çin değil Japon restoranlarında olurmuş, ben de orada öğrendim. Hani benim gibi soracak falan olursanız aklınızda olsun;)

Sevgiler,

Çin Çin Restaurant

Şehit Muhtar Mah. Zambak Sok. No:5/A - Taksim, Beyoğlu

http://www.cincinrestaurant.com.tr/

 

Evde “Chai Tea Latte” yapmanın sırları

24 Ara

Özü zencefilgillerden oluşan chai tea latte bir çok kişi için Starbucks’ın vazgeçilmez içeceklerinden biri. Hem sıcak hem frappacino haliyle içebileceğiniz bu çok özel içeceği kendim için araştırdım. Sizin için de paylaşıyorum:))

Aslında durum şöyle gelişti, markette “Mistik”- “Chai”diye bir çay gördüm. Demek ki chai mistikmiş dedim. Suyla yaptığımız bitki çayı gibi de olsa kesin severim diye düşündüm çünkü içinde zencefil, tarçın, kakule var böyle mistik baharat tatlarına bayılırım.

Sonra dank etti, ee Starbucks’ta içtiğimiz de böyle bir tat, ama sütlü… Eee zaten Chai Tea Latte,  ben bunun içine süt koysam bir de su nasıl olur dedim, yaptım muhteşem oldu. Zaten arkasında içine süt ve şeker ilave edebilirsiniz yazıyor:) Ha ha ne kadar zormuş değil mi?

Önce porselen demliğinize koyduğunuz Doğuş-Chai ‘yi 1-2 dk demlenmeye bırakın. Sonra ısıttığınız sütü ilave edin, şeker kullanmak istemezseniz bal da koyabilirsiniz. 1-2 dk özdeşleşmesini bekleyip, kupaya alın.

Ve ayaklarınızı uzatıp, kış günlerine çok yakışan bu lezzetin keyfine varın.

Bu arada demliğim ve  kulpsuz kupalarım Hong Kong ‘tan… Çok şirin değil mi?:) Pera Thai’nin bardaklarına hasta olduğumu ve hostes arkadaşımdan istediğimi burada yazmıştım. Canım Duygum da bana tomurcuk yasemin çayı ile birlikte getirmiş, buradan bir kez daha teşekkürler. Hem bir şeyler demlemek hem kupalarından içmek acayip keyifli.

Chai’nin hazır halini bulamazsanız ya da daha doğalını içmek isterseniz onun da evde yapımını araştırdım:

4 bardak için;

- 1 kakulenin içindeki minik çekirdeklerin yarısı (çok keskin bir tadı var, daha az bile koyabilirsiniz)
- 1 çay kaşığı toz zencefil
- çeyrek çay kaşığı karabiber
- 3 diş karanfil
- 3-4 çay kaşığı tarçın

hepsini 2 dk kaynatıp,

- 2 bardak süt  -1 paket vanilya  -Yarım çay bardağı çay ya da 1 poşet çayı da ilave kaynatmaya devam ediyoruz. Sonra süzüp içiyoruz. İşte bu kadar, ee malzeme olduktan sonra bu da çok basit, hemen koşun aktara:)

Soğunu yapmak isterseniz, sıcağını yapıp,  soğumasını bekledikten sonra büyük bardakta ya da varsa shakerda buz koyup çalkalayıp içebilirsiniz.

Bu mis içecekten sonra sahlebin pabucunu dama atabilirsiniz ama onun da keyfi ayrı canım:)

Hey şuan dışarda harika kar yağıyor!  Ve bu havada evde olmak muhteşem!

Herkese iyi tatiller!

Yılbaşı mekanları İstanbul

23 Ara

İki yıl öncesine kadar her yılbaşında çalıştım, biliyorsunuz yeni bıraktım otel ve restaurant dünyasını. Bu sayede her yeniyıla mekanlarda girmiş oldum, bu yüzden iki senedir evimizde kutluyoruz yılbaşını.

Gayet mütavazı, portakal, çekirdek, cips ve hazırladığım muhteşem yılbaşı menüsüyle… Zaten İstanbul’da yılbaşında dışarıda olanları biliyorsunuz, hepimizi korkutuyor. Ama bu sene bir dışarılara çıkasım var, tabii seçkin, güzel ve kaliteli bir mekana gidip, başka hiç biryere bulaşmadan evime dönmek istiyorum.

Henüz karar vermedim ama yılbaşı gecesini dışarda kutlamaya karar verirsek gitmek istediğim birkaç adresi araştırdım ve gidemesem de sizlerle paylaşmak istedim.

Chocolate Bistro

  • Ben böyle günlerde evim gibi rahat edebileceğim, çok kasılmayacağım yerleri severim. Mesela Chocolate Bistro Şaşkınbakkal öyle, genç ruhuyla, modern dekorasyonuyla ve rahat oturma alanlarıyla süper! 
  • Aşırı gürültülü olmasın zira bütün geceyi kolon yutmuş gibi geçirmek istemem.

 

The House Cafe Ortaköy

  • Güzel yemekleri ve şahane sunumları olsun, yılbaşı ruhunu bana menüsünde yansıtsın isterim.
  • Garsonlar “yılbaşı günü çalışıyoruz zaten” tribinde olup, yemekleri kafamıza atar gibi davranmasın isterim.
  • Hem şık, hem rahat olsun isterim. House Cafe tadında! Bu yıl parti Ortaköy’deymiş. Biraz zor buldum ama yılbaşı etkinlik linkine direk buradan ulaşabilirsiniz.

Liman Lokantası

  • Elit bir yer olsun ama düğüne gider gibi balo konseptiyle, uzun tuvaletler, fraklarla gelen ablalar abiler olmasın isterim. Liman Lokantası tarihi ve kalitesiyle muhteşem. Ama benim bu seneki haleti ruhiyem için biraz ağır kaçabilir. 
  • Fazla çocuk muhabbeti, gürültüsü olmasın isterim.
  • Tarzı olsun, fiyatları uçuk olmasın dekorasyonu ve atmosferi sıcak olsun isterim. Tıpkı Maria’nın Bahçesi gibi… Sevimli, sıcak ve makul fiyatlı…

Maria'nın Bahçesi

  • Jazz veya alternatif batı müzikleri olsun, gecenin bir bölümünden sonra ya dj coştur bizi yapalım (tabii kaynana dillerini burnuma sokan tipler olsun istemem ve masaların üzerinde striptiz gibi şov yapan sarhoş kadınlar olmasın) ya da fasıl muhabbetti yapalım isterim. Şöyle “ah bu gönül ister, arzu eder dırıdırı…” filan. Fasıl olsun dediysek 60 yaş üstü amcaların masalarından bağıra çağıra “İstanbul Sokakları”‘nı da söylemesini istemem tabii. Yani haddini aşmayan müşteri profili olsun. Bu maddeye en çok uyan Peymane & La Cucina, bu yılki programlarında önce jazz ardından DJ performansıyla coşku dolu bir kutlamaya hazırlanıyor.
  • Tertemiz lavaboları olsun isterim. Mis gibi koksun. Saat başı değil on dakikada bir kontrol edilsin böyle özel günlerde…

Peymane & La Cucina

  •  Bahçesi olsun bir de… Mekanın atmosferinden boğulunca çıkıp bir nefes alınabilecek,  ufoları olan bir bahçe… Yemek sonrasında Peymane & La Cucina‘da party 23:30′dan sonra bahçede devam ediyor, bu müthiş!

Peymane & La Cucina Bahçe

  • Sıcacık bir mekanı olsun hatta mümkünse sıcak şarabı da olsun isterim. Hatta komple şarapevine bile gidebilirim aslında. Hem muhteşem mezeleri de oluyor. En güzel alternatiflerden biri İstiklal’deki Pano Şarapevi olabilir. Mistik atmosferi ve zengin şarap menüsüyle ortaçağdan fırlamış gibi!

Pano Şarapevi

Yani anlayacağınız benim bu kriterlerimin hepsine uyacak yer bulmak çok zor. Ama bu isteklerimin bir çoğunu karşılabileyecek mekanlar da çok. İşte yukarıda bahsi geçenler onların arasındaki favorilerim.

Aşağıda hepsinin iletişim adresleri var, arayıp ya da mail atıp yılbaşı menülerini ve programlarını öğrenebilirsiniz. Umarım arayış içinde olanlar için fikir verebilmişimdir. 

Eee, siz yılbaşında neredesiniz? 

 

Yılbaşı Mekan Rehberi/ İstanbul: 

Chocolate Bistro & Bar – Şaşkınbakkal

Adres: Suadiye Mah. Kazım Özalp Sok. Yalman Center - A Blok No:60/1  Kadıköy-İstanbul

Tel: 0 216 360 61 34 – 0 216 360 63 34

chocolatebistrobar.com

The House Cafe- Ortaköy

Adres : Salhane Sokak No: 1 Ortaköy / İstanbul
Tel: 444 4 THC (842)

housecafe.com

Liman Lokantası / Çapa Çapa

Adres: Rıhtım caddesi 52-3 Yolcu salonu üstü. kat 3 Karaköy- İstanbul
Tel: 0212 292 39 92 (3 hat)

capacapa.com

Peymane & La Cucina

Adres: Tom Tom Mh. Boğazkesen Cd. No:65/1 Beyoğlu- İstanbul

Tel: 0212 444 21 92

peymane-lacucina.com

Pano Şarapevi

Adres : Hamal Başı Cad. 12/B Galatasaray Beyoğlu – İstanbul

Tel: 0212 292 66 64 – 293 61 64

panosarapevi.com

Maria’nın Bahçesi- Maltepe

Adresi: Küçükyalı Sahilyolu, No:86, Küçükyalı İstanbul

Tel:  0216 519 98 19

marianinbahcesi.com

Sevgiler,

 

Tay mutfağının özgün adresi; Pera Thai

24 Kas

Beyoğlu Tünel’den Meşrutiyet Caddesi’ne inerken otantik dünya mutfakları seçenekleri sunan bir kaç restoran geçtikten sonra aşağıda tarihi bir binanın girişinde Tay yani Tayland mutfağının en özgün adresi Pera Thai’yi göreceksiniz.

Kapıda sizi karşılayan kibar garsonlardan sonra içeriye girdiğinizde ekru örtülerin üzerinde fuşya orkidelerin yer aldığı sade ve son derece naif bir kaç masayla karşılaşacaksınız.

 Üst katında da aynı şekilde 5-6 masa bulunan bu restoran toplamda 65 kişilik.

Fakat ünü kendinden büyük! O küçücük restorandan taşan leziz yemekler dünya çapında bir üne sahip.12 yıllık bu Thai restoranı 2006 yılında Tayland hükümeti tarafından dünyada mutfağı, kalitesi, ortamı ve misafirlerine gösterdiği özenle değerlendirilen Thai Select ödülüyle taçlandırılmış.

 

 

 

2009 yılında ise Tayland National Food Institute tarafından Excellent Thai Restaurant olarak The Pride of Thailand-Certificated of Excellence ödülüne layık görülmüş.

Ortamın sade şıklığının yanı sıra Tayland’ın sembol objelerine ve oymalı mobilyalarına da yer verilmiş.  Özellikle arkası vestiyer olarak kullanılan ahşap  paravanın üzerine oyulmuş taşlı fil figürüne bayıldım.

Cam bölmenin üzerindeki rafta oturup, sizi selamlayan buda heykelleri, ilginç masklar, duvardaki tablolar ve fonda çalan otantik müziklerle Beyoğlu’nda olduğunuzu unutabilirsiniz.

Menüsü ise oldukça zengin, Tayland mutfağının en büyük özelliği olan çeşit çeşit baharatlar ve acıyla lezzetlendirilen yemekler Taylandlı bayan aşçılar tarafından hazırlanıyor. Pera Thai’nin menü konseptini ise  Kahire’deki ünlü Bua Khao restoranlar zincirinin sahibi Bn. Yuphadee Sawamiwast oluşturuyor.

Ben bir Uzakdoğu klasiği olan noodle yedim, tavuklu ve bol acılı…Tayland’a özel ev yapımı köriyle renklendirilmişti, gerçekten parmaklarımı da yemek istedim.

Restoranının diğer  sevilen yemekleri arasında Thai Mantısı (Dim Sum), Acılı Noodle Salatası (Yum Woon Sen), Acılı Karides Çorbası (Tom Yam Gung), Tayland usulü noodle (Pad Thai) sayılabilir.

Bu arada restoranın kullandığı Tayland porselenlerine de aşık olduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Bizim çinilerimize de biraz benziyor ama formları itibariyle çok farklı.

Özellikle kulpsuz çay fincanlarından mutlaka edinmeliyim. Birlikte yemek yediğimiz hostes arkadaşım Tayland’a gittiğinde bana onlardan getirme sözü de verdi:) Yemekten sonra mutlaka bir bardak yeşil çay alın, hem o lezzeti tadın hem fincanın şirinliğini de görün derim.

Eğer acıyı, baharatı seviyor ve farklı lezzetler arıyorsanız Pera Thai asla pişman olmayacağınız lezzetler sunuyor.  Özel günleriniz için de sıradışı bir alternatif olan mekan için hafta sonu mutlaka rezervasyon yapmak gerekiyor. Fiyatlar konusunda da sizi üzmeyecek, çünkü yediğiniz eşsiz lezzete değdiğini göreceksiniz.

Pera Thai

T: 0212 245 57 25-26  // info@perathai.com

http://www.perathai.com/

 

Ay bir iPlate’imiz eksikti.

15 Kas

Ayfon, aypet, ayklod, aybuk derken bir ayplateimiz kalmıştı yani onu da yapmış adamlar.

Fransız illustratör Todd Borka’nın hazırladığı ve özellikle photoshop düzenleme sevenlerin çok ilgisini çekeceği bu iPlate serisi gerçekten çok eğlenceli.

Tam bilgisayar delilerine özgü bir tasarım olan bu tabaklar sanki bilgisayardaki gibi her istediğimizi yapabilirmişiz hissi veriyor.

Tabaktaki yemeği çok beğendikten sonra “image size” ile büyütüp yesek,

kalori yapan yiyecekleri yedikten sonra da “ctrl z” ile geri alabilsek ne güzel olmaz mı?:)

Her tabağın dört farklı photoshop işlevi olan versiyonu var.

iPlate “Import Food”
iPlate “Edit Food”
iPlate “Image Size”
iPlate “Ctrl Z”

Hepsini buradan inceleyebilir, ön-satış için sipariş verebilirsiniz.

Bir gün, bir İstanbul

11 Eki

 

İstanbul hüzünlü bugün. Dokunsan ağlayacak.

Boğaziçi Köprüsü’nden geçerken arabanın camını açıp, bağırıyor dayım, “hey be İstanbul!”  ”Bir gün biz de döner miyiz yeniden” diyor ilkgençliğinin geçtiği şehrin yorgun siluetine, gri gökyüzüne dalıp. Kim bilir?

Beşiktaş ve Karaköy’ü geçip Galata Köprüsü’ne varıyoruz. Sıra sıra dizili umut kovalarının ve ‘rastgelmesini’ bekleyen yaşlı, genç balık sevdalılarının arasından salınarak uzanıyoruz Eminönü’ne.

Bu şehrin sadece insanları, arabaları mı kalabalık, onlar mı sığamıyorlar sokaklarına, caddelerine bu kentin? Ya kuşlar? İstanbul’un kuşları…

İstanbul'un kuşları

Artık telgraf da yok, ağaçlar da azaldı ya, nereye konar bu kuşlar? Metronun telleri ne güne duruyor tabii…

Gün akşama dönmeden ulaşıyoruz Florya’ya. Gökyüzünün grisi denizi de boyamış, kendi kusurunu örtmek ister gibi.

Kayalıklarda oturup, tellendiriyoruz bir sigara. Ufuk çizgisi belli belirsiz… Dubrovnik’e giden şu kocaman gezi gemisi de olmasa gök ile ayrılmayacak deniz.

Üç balıkçı dalgalar yüzünden alabora olup, orta yerinden ikiye ayrılan teknelerinin motorunu çıkartmaya çalışıyorlar bir halatla. Belli ki kıramamış dalga umutlarını!

Etraftan birkaç gencin de kuvvetiyle oturuyor karaya ekmek teknesinin motoru. Derin bir oh çekiyor herkes.

‘Balıkhane’ ye giriyoruz, belki de az önceki balıkçıların bir gün önce ağına takılan balıklardan yiyeceğiz.

Balıkhane, Florya

Misafirlerimizi beklerken büyük dayım “bize atıştırmalık, yatıştırmalık bir şeyler getir” diyor Ramazan abiye.

Önce mis gibi kızarmış ekmekle beyaz peynir servis ediliyor tabaklarımıza. Ardından meşhur kereviz salatası geliyor. Sonra sırayla salata yağıyor masamıza;  taptaze otlardan mevsim salata, brüksel lahanası, roka ile sirkeli yeşil salata, domates ve salatalık söğüş…

Saklandığı yerden görünüp usulca kayboluyor güneş. Buluttan battaniyesini çekip üstüne… Gün aya emanet!

Gün batımında Balıkhane’deyiz.

Yazın son tatlı kavununu da burada yiyiyoruz. Onu da şu kara bulutun arkasında yavaş yavaş kaybolurken, bize göz kırpan güneşe benzetiyorum.

Kumpir gibi patatesle birlikte gelen denizin gülü levrek için Asos’tan beri yediğim en güzel levrekti diyebilirim.

Ama bir daha ki gelişimde arka masamızda görüp kıskandığım ‘kaya tuzunun içine gömüp, üzerini alevlendirerek servis ettikleri o tuzlu balığı’  mutlaka deneyeceğim.

Balıktan sonra helva olmazsa olmazdır ama orta yerinde dondurma gizlenmiş, karamel soslu helvayı da başka yerde bulamayız, geldiği gibi bitiyor.

Balıkhane sadece birbirinden güzel lezzetleriyle değil, Grek müzikleri, panoramik deniz manzarası, ilgili, güler yüzlü çalışanı ve servis kalitesiyle gönlümü çoktan fethetti.

Koca bir Cumartesi’yi devirip dönüyoruz evimize.

Damağımızda tatlar,  üzerimizde tatlı bir yorgunluk.

Hey be İstanbul, hüzünlüyken bile öyle güzelsin ki…

En güzel Trabzon pidesi İstanbul’da bulundu!

4 Eki

İstanbul’da yaşayan Trabzonluların çoğunun bildiğini düşünüyorum zira Trabzon nüfusunun yarısı zaten Ümraniye, Dudullu bölgesinde yaşıyor.

Size bugün vereceğim güzel haber de Dudullu’dan. Trabzon pidesi için Trabzon’a gitmenize gerek yok. Çünkü en güzel Trabzon pidesi İstanbul’da bulundu!

İşte lezzetin adresi: Dudullu Tepeüstü’nde ve Çırçır Ormanı’nda yeni adıyla Trabzon Park’ta şubeleri bulunan Lider Pide!

Bunu sırf ben söylemiyorum, Trabzonlu arkadaşlarımız sayesinde keşfettiğimiz mekanı bir görseniz  Pazar günü sabahın köründe tıklım tıkıştı.

İnsanlar Avrupa Yakası’ndan, başka semtlerden buraya sadece pide ile kahvaltı etmeye geliyorlar.

Trabzon peyniri ve tereyağı ile servis edilen (ekstra tereyağı isteyebilirsiniz, daha güzel oluyor) dilerseniz yumurta da ekletebileceğiniz Trabzon Pidesi gerçekten muhteşem. Hafif tereyağı ile uzayan mis gibi peynirin taş fırında pişen ekmek kokulu pideyle ahengi harika. Sabah kahvaltısı için ideal bir lezzet olan pidenin (ağır gelmez derseniz) kavurmalısı ve kıymalısı da var. Ama ilk defa yiyecekseniz mutlaka peynirlisinden başlayın derim.

Çocukluğu bu lezzetle geçmiş ve artık bu tadın uzmanı olan arkadaşımız Trabzon pidesini artık Trabzon’da bile böyle güzel yapmadıklarını söyleyince yanı başımızdaki bu lezzetle geç tanışmadığımıza üzüldük. Çekmeköy’de oturuyoruz ve burnumuzun dibindeki mekanı bilmiyormuşuz. Arkadaşlarımızın götürdüğü mekan Lider Pide’nin ilk ve en eski şubesiymiş, Tepeüstü’nden Dudullu istikametine giderken ilk sağdaki sokakta.

Ama onların da bilmediği bir şey varmış, daha doğrusu keşfetmediği: Çırçır Ormanı’ndaki yeni mekanıyla Lider Pide çok daha keyifli görünüyor. Yine de bizi Trabzon pidesiyle tanıştırdıkları için Şengül ailesine teşekkür ediyoruz.

En kısa zamanda mis gibi oksijenli çam ormanında Lider Pide’nin leziz tatlarıyla damağımı yeniden buluşturacağım:)

Darısı başınıza:)

Web sitesi olmadığından sizinle kolonyalı mendilini paylaşıyorum:)

Sevgiler,


 

Plugin from the creators of Brindes :: More at Plulz Wordpress Plugins