Çeyrek asır

29 Ağu

28 Ağustos’ta, bir kurban bayramı doğmuşum ben.

Annemin annesini ağlatarak,  tam 4,5 kilo…

Şimdi  ise 62 kilo, 1.73 cm, saçlarımda bir kaç tel beyaz ve göz kenarlarımdaki hafif kırışıklıklarla tam 25 yaşında kocaman bir kızım.

Acılarla güçlenerek, hüzünleri umutla birleştirerek, kaybettiklerimin yerine yenileri koyarak, mutluluklarımı paylaşarak büyüdüm işte.

Bir çeyrek asrı devirdim ömrümden.

Hayatımı düşünüyorum da, güzel yaşadım, yaşıyorum da diyebilecek bir sürü hatıralar biriktirmişim. Ve mutlaka daha güzellerini de tadacağım sevdiklerimle.

——————-

Şimdi biraz doğumgünümden bahsedeyim.

İlk olarak 4.aya girdiğim işyerimdeki arkadaşlarımın süpriziyle karşıladım 26.yılımı.

Açık ofisimizde çalışmaya dalmışken yavaş yavaş herkesin odadan çıktığını farketmemişim, bir anda kimseyi göremedim. Sonra telefon çaldı, ben konuşurken, bir arkadaşım karşıma geçip; ” Murat Bey seni çağırıyor” dedi. Telefonu kapattıktan sonra elimde notlarla gayri ihtiyari patronun odasına girdim. Herkes yüzüme bakıyordu, içimden Allah Allah bu bir toplantı mı yoksa bana önemli bir şey mi söyleyecekler derken bir anda “iyi ki doğduuun” sesleriyle pastamı gördüm.

Sonra geyik, muhabbet dağıldık. Tam çıkarken diğer patronumuz hediyesini verdi. Hindistan tarzı, üzerinde uğur filleri figürlü ipek bir şal, çok hoştu. Sonra Özlem’le bir pastaneye girdik, çay içip sohbet ettik.

———————–

Ertesi gün haftasonu olduğu için epey uyumuşuz, geç kahvaltımızın ardından eşim arabanın sigortasına baktırıcam, traş olacağım bahanesiyle evden çıktı.

Tabii ben de haldır huldur temizliğe giriştim. Akşam saatlerinde eve döndüğünde beni salona kapattı. Bir süpriz olduğunu çaktım tabii. Yatak odasında harıl harıl birşeyler yapıp, beni çağırdı.

Yatağımızın üzerinde altı bir kutu ile desteklenmiş, üzeri beş mumlu dondurmalı pastamı gördüm, tam karşımda, yatak başımızda ise düğün fotoğraflarımızdan birini yatay ve siyah beyaz yaptırıp kocaman asmış duvara.

Onun sevinciyle boynuna sarıldım, “kutuyu farketmiyorsun” dedi. Kutuda büyük süprizi varmış meğerse. Packard bell netbook. Hem de beyaz. Acayip sevindim:) Bir önceki işyerimde netbook kullanıyordum, çok alışmıştım, evde, orda, burda, her yerde yanımdaydı. Ayrılınca iade etmek zorunda kaldığım için çok üzülmüştüm. Üstelik şimdi bloguma da başladım diye akıllı bıdık kocacığım bunu da düşünerek  ‘en uygun hediye netbook olur’ demiş. Birtanem benim, teşekkür ediyorum yeniden bu satırları okursa…

————————–

Akşam dışarı çıkıp, kuzenim Burçin ve erkek arkadaşı, bir de Cicuşum ve Cenk ile buluşup, Cadde’deki Benzin Cafe’de oturduk. Burçin telefonuma daha geçen gün onda görüp beğendiğim kılıftan almış, Cicuşum da evimin dekorasyonuna çok uygun mumluk… Onlara da bir kez daha teşekkürler, öpücükler…

Geceye doğru midye dolmalarımızı da yiyip evimize döndük.

—————————

29.08.2010

Hala doğumgünü havamdan çıkamadım. Sabah kahvaltımızı edip, bütün gün Pazar keyfi yaptık evde. Bir yanımda gazeteler, bir yanımda kocam, ayağımda kedişimiz Fiyonq, karşımda tv, elimde netbookum. Sermiyan Midyat’ın yazıp, yönetip hatta abartıp oynadığı “Ay lav yu” filmini izledik. Beklentimiz kendi sınırımızın altındaydı ve film beklentimizi fazlasıyla karşıladığı için çok güldük, eğlenceliydi. Tam bir boşzaman eğlencesiydi, tavsiye ederiz. Çok uzun zamandır böyle keyif yapamamıştık. Detoks oldu:)

Akşam da oruçsuzduk ama internet fırsatından aldığımız 2 kişilik iftar yemeğimize gittik. Ortaköy Addio Mama diye biryer. Bina falan çok güzel ama ben direk boğaza sıfır sanıyordum, ilk hayalkırıklığı o oldu. Sonrasında internette vaad edilen yemeklerin % 30′unun gelmemesi ve sınırsız içecek yazıp da kola kalmadı demeleri bomba gibiydi. İşin en komiği ise, sulu bixi kolayı içemeyince karışık meyva suyu istememizden sonra gelişen diyaloglardı. ‘ Tamam hemen getirelim, karışık meyva suyumuz var’ dediler, üç meyva suyunu karıştırıp, kendi içinde ayrışan saçma sapan bir içecek getirmişler.

Sahibini bulup önce epey yakındık, benim de yıllardır restoran işlettiğimi falan söyleyince, daha çok dert yanmaya, acıtasyon yapmaya başlayan kadına ilk önce garson, sonra kocası destek vermeye başladı. Bir söyle bin ah işit durumuna vardık ve  şikayetimizi heryerde duyurmayı düşüen biz harbiden acıdık insanlara:)

Başka yere geçip, Türk kahvelerimizi içtik. O sırada Hepsi kızlarını gördük, okey çeviriyorlardı, 4üncülerini bulmuşlar, o Cemre amma çirkinmiş yahu. Minnacık, üstelik paspal ötesi birşeydi:)

Dönüşte köprüyü kaçırıp Emirgan’a kadar gittik, Geniş Aile’nin çekildiği Boyacıköy’ü görünce sokaklara dalıp bir bakalım dedik, dizideki kahvehaneyi bile zor seçebildik karanlıkta.:) Ama çok şeker sokaklar, tarihi evler görmüş olduk.

——————

İşte bir doğum günüm de böyle bitti.

Bunları yazarken 12 olmamıştı, şimdi geçmiş.

Bugün 30 Ağustos, hadi bugün de devam etsin doğumgünüm, ne de olsa tatil, ne de olsa bayram. Benim gibilere hergün bayram ya hadi neyse:)

Sevgiler efem,

Naz’