Karşı kıyıdakilerin… Bizim hikayemiz: Dedemin İnsanları

9 Ara

“6 soru cümlesinin içinde ilk akla gelenin aslında en cevapsız oluşu ne tuhaftır değil mi ? Kim? Ne? Nerde? Ne zaman? Nasıl? sorularının mutlaka doğru ve kesin bir cevabı varken… Neden… hep değişik cevapları ve yeni soruları getirir. Diğerlerinin tüm cevaplarını görebilir hatta elimizle dokunabilirken Neden insanın içinde bir yerde gizlidir. Bu yüzden mi en çok Neden’i merak ederiz dede?” Ozan / Dedemin İnsanları

Nedenini bilemediğimiz bir çok, bir çok sebepten biridir onlarla karşı kıyılarda oluşumuz, dağların, denizlerin ayırması bizi ya da sadece bir sokağın!
Ötekiler! Ötekileştirdiklerimiz ya da bizi ötekileştirenler.
Şimdi alıp gitsek bavulumuzu nasıl da sıcak karşılarlar bizi oysa, size geldik desek, katıksız sevgiyle ve sadece size!

“Ooo Turkish, biz dostuz gel” derler, aynı filmdeki gibi. Geri kalan her şey siyasi oyunlardan ibaret, biz dostuz. Ve aslında tüm dünya insanları, biz dostuz! Hem zaten onlar bizim için karşı kıyıdaysa biz de onlar için karşı kıyıda değil miyiz? Yani bu hem karşı kıyıdakilerin hem bizim hikayemiz! Hepsi aynı. Gerisi teferruat…

Bir şekilde girdim konuya ama aslında nasıl başlayacağımı bilmediğimden filmin final müziğini açmıştım ve finaldeki boğazımın düğümlenişini şimdi yeniden hissettim.
Koltuğumdan kalkarken patlamış mısır kesesinin altına sıkıştırdım mendili gözlerime zor yetiştirdim dün gece. Kimse ağladığımı görmesin diye koşar adımla sinema salonunu terk edip ters yöne doğru ilerlerken eşim yanıma geldi, en az o da benim kadar bitaptı. Gözünde canlananlar yine gözünden sel olup gitmek istiyordu, biliyorum. Yoksa “gel hadi lavaboya gidelim önce” demezdi. Ama erkekti ya, benden daha ağlak olamazdı, daha da saklamalıydı gözyaşını.

Dün akşam Çağan Irmak bizi geçmişimizle, özümüzle, kaybettiklerimizle, değerlerimizle, merhametimizle, en önemlisi de ötekileştirdiklerimizle yüz yüze getirdi. Ve bunu öyle ustalıkla yaptı ki ne bir eksik ne bir fazla. “Dedemin İnsanları” tıpkı “Babam ve Oğlum” filmindeki gibi senelerce hafızamızdan silinmeyecek hatıralar bıraktı bizde. Film kurgu olmadığından ve Çağan Irmak’ın kendi yaşam öyküsünden senaryolaştırıldığından hiçbir boşluğa, soru işaretine yer bırakmadı. Belki de bu yüzden bu kadar sıcak, bu kadar doğal ve güzeldi. Bu yüzden hepimizin dedelerinden, ananelerinden öyküler, hepimizin topraklarından izler taşıyordu.

İzmir’de 80 yılında, ihtilalin ilk zamanlarında geçen film, Girit göçmeni bir adam ve onun torunu üzerinden aslında ülkemizin nasıl büyük bir değişiklik yaşadığının altını çiziyor.

Filmdeki tüm replikler, karakterlerin gerçekliği ve dolayısıyla hiçbir karakterin tahlilinde hata olmayışı beni filme bağlayan en büyük nedenlerden biri. Tüm oyuncuların oyunculuklarıyla ilgili diyecek hiçbir söz yok, hepsi muhteşemdi, hepsinin bu projeye inanarak bağlandığı çok belliydi. İlk sinema filmi olan Gökçe Bahadır daha ilk filmden aranan bir beyaz perde yıldızı olacağını kanıtladı bana kalırsa. Yine bildiğimiz Çağan Irmak filmleri kadrosundan dev isimler olduğu gibi aslında filmde çok kısa sahneleri olan ama iz bırakan oyuncular da vardı. Bunların başını Ezgi Mola çekiyor. Filmin en etkili sahnelerinden birinde yer almasının dışında, mimikleriyle her şeyi anlatabiliyor olması bence ne denli yetenekli olduğunun göstergesi. Keza çırak olan küçük Tahsin rolünün hakkını vermiş, resmen evlat edinmek istedim çocuğu, öyle sevdim. Bir yandan da bana babamı hatırlattı, babamın çocukluğunda kese kağıdı yapıp, pazarda satarak okul harçlığını çıkarttığı hikayesini…

Gerçek ismi, Hakan Arkal. Çağan Irmak onu Mardin’de Sıla dizisinin yaptırdığı Sıla İlköğretim Okulu’nda bulmuş ve “işte budur!” demiş.

Aslında konuyla da filmle da ilgili anlatacak çok şey var. Fakat eminim siz de mutlaka izleyeceksiniz çünkü bu film elbet önünüze çıkacak bir yerlerde, karşı koyamayacaksınız. Bu yüzden spoiler vermek istemiyorum ama birkaç replik yazmadan da gitmeyeceğim. Ne kadar yine yine izleyecek olsam da, şimdilik bu güzel cümleleri unutmak istemiyorum.

Mehmet: Ben gördüm. Çok gördüm. Bir daha da çocuk olmadım zaten
Ozan: Biz toslamamız gereken neyse ona tosladık… Onunla büyüdük…
Nadire: Kimse kimsenin yerine ölmez… Bilakis doğar.
Peruzat: Valizleri sevmem ayrılık getirirler.
Nadire: Bizim buralarda tam akıllı kim var Allah aşkına, herkes azcık üç şekerli.
Mehmet: Kırk yıllık assoliste şarkı mı öğretiyon sen?

Ve işte hala kulaklarımda çınlayan o şarkı, (final şarkısı) Rena Dallia’nın muhteşem sesinden Gülbahar

Nedenini bilmediğimiz soruların cevaplarını kendi içimize tuttuğumuz aynayla bulabilmek dileğiyle,
Herkese iyi seyirler, sevgiler.