Hababam Sınıfı mekânı tarihe karışıyor!

25 Eki

Gündelik yaşamımızdan bir nebze sıyrılmak ve koşuşturma esnasında farkedemediğimiz İstanbul’un güzelliklerini keşfetmek için  hemen her Pazar eşimle İstanbul’u keşfe çıkıyoruz. Yeni semtler, yeni mekânlar, yeni lezzetler bize mutluluk veriyor.

Bu yazdan kalma güzel Pazar günü ise eşimin önerisiyle Adile Sultan Kasrı‘nda geçirmeye karar verdik. Altunizade’den aşağı inerken solda geniş duvarlarla çevrili bahçeye girene kadar bu harika tesisin vahametinden bi haberdik.

Büyük bir heyecan ve merakla  girdik tesise.

Yemyeşil bir koru sayılabilecek, büsbüyük bir bahçenin içinde göz kırpan muhteşem binada yıllar önce Hababam Sınıfı çekilmiş. Hepinizin hatırladığı o iki tarafından merdivenler inen, ortada Atatürk büstü ile bu güzel binanın neredeyse harabe olmak üzere olduğunu görünce çok üzüldük. Yine umudumuzu kaybetmeden binanın tam önünde bulunan çaybahçesindeki görevliye doğru ilerledik. Amacımız daha önceden duyduğumuz Hababam Sınıfı müzesini gezebilmek, kısaca binanın içini görebilmekti…

Fakat ne yazık ki camları tozdan, kirden mahvolmuş, bahçesi, yeşilliği  son derece bakımsız bu tesisin müzeye açık olmasını beklememiz bile hataymış. En vahimi ise garsona neden kapalı olduğunu sorduğumuzda, bizi gerizekalı yerine koyup ” ga-pa-lııı ” diye yanıt vermesiydi.

3 yıl önceye kadar müze şeklinde kullanılan bina şuan Milli Eğitim’e ait bir Öğretmenevi olarak kullanılıyor. Hem cafeterya hem restoran olarak iki bölümden oluşan bahçe oldukça kalabalıktı. Nihayet bir yer bulduktan sonra kahvelerimizi sipariş edip, binayı izlemeye koyulduk. İşte şu sağ taraf hani spor yaparken kullandıkları alan, bak bu cam Müdüründü, hani top oynarken kırıyorlardı ya… Bak burada teneffüslerde oturuyorlardı, bak şu duvardan kaçmaya çalışıyorlardı… gibi filmden pek çok kare anımsadık, gülümsedik.

Eşim kamu alanlarını özelleştirmenin yararından bahsedince, eskiden kızdığım bu durum için ona hak verdim. Keşke özelleşse ve bu sayede güzelleşse her mekan ve böyle tarihe gömülüp gitmese… Bahçesinde çocuklar koştursa, okullar toplu gezi yapıp müzeye gelse, özel günler yapılsa…

Sonra etrafta bakıp gülüştük, sanırım tek genç aile bizdik. Tüm emekli öğretmenler, eşleri dostlarıyla buradalardı, hepsi tontiş tontiş oturup çayla simit yiyiyor ve kedilere bakıp zaman öldürüyorlardı.  Sonradan öğrendim ki, yakında bir de huzurevi varmış : )

Kasr’ın Adile Sultan ismini nereden aldığına kafa yorduk; önceleri farklı olan Kasr’ın ismi Hababam Sınıfı’yla özdeşleşen Adile Naşit’in anısına yeniden değiştirilmiş olabilirdi.

Fakat tahmin ettiğimiz gibi ismini kaybettiğimiz  değerli sanatçımızdan değil,  tarihteki  Adile Sultan’dan almış. Sultan Abdülaziz’in  küçük kız kardeşi olan Adile Sultan hayatı yakınlarının ölümleriyle geçen Osmanlı döneminin ilk kadın şairlerinden biriymiş. Aynı zamanda kız çocuklarına başlattığı eğitimler ve kadınlara haremden açılma önderliği etmesiyle de bilinen Adile Sultan’a ağabeysi Abdülaziz 1853 yılında yaptırmış bu kasrı.

Mekânın web sitesinde ise; Cumhuriyet sonrası hasta öğrenci ve öğretmen şifa yurtluğu yapan bir sağlık ve eğitim kurumu işlevini üstlenmiş olduğu yazıyor.

Ve sitede bulunan Tesis  Müdürü’nün şu sözlerine yer vermek istiyorum, çünkü inanın biz de bunu çok istiyoruz;

“Dileğimiz, İstanbul Öğretmenleri  tarafından çok sevilen bu güzel ve tarihi mekanın sonsuza kadar eğitim camiasına  hizmet vermeyi  sürdürmesi ve kültürel  çalışmalara ev sahipliği yapacak olmasıdır.”

Keşke…

Umarım bir yerlerden duyarlar sesimizi ve Hababam Sınıfı’nın bu anlamlı mekânı tarihe karışmaz.

Sevgiler,


 



Fatal error: Uncaught Exception: 12: REST API is deprecated for versions v2.1 and higher (12) thrown in /home/hergun/public_html/wp-content/plugins/seo-facebook-comments/facebook/base_facebook.php on line 1044