İçimizdeki İsyankarlar-2

24 Şub

Öncesi (İçimizdeki İsyankarlar 1) için resmin üzerine tıkla!

 

-o-

Lise yıllarında takıldığım bir türkü cafe vardı. Gündüz saatlerinde iki kişinin çıkıp birinin bağlamayla birininse gitarla müzik yaptıkları vasat bir mekândı. Orada o adamlar, anlamını yıllar sonra çözdüğüm fakat ilk dinleyişimden itibaren her duyduğumda içimde isyankâr bir tavır yaratan bir şarkı söylerlerdi. Sanırsınız yıllarca 9-6 yollarında çalışmış memurduk hepimiz. Öyle içli, öyle derinden söylerlerdi ki, her gittiğimde peçeteye yazıp illa ki istek yapardım “9-6 yolları”nı. Eşlik ettiğim o Efkan Şeşen şarkısının anlamını sabah 9 akşam 6 çalıştığım yıllar içinde tecrübeyle öğrendim.

 

“Umutlar bir kasada, sıkışmış bir masada / Dokuz altı yollarında oyy, bir ömür geçer buralarda” 

“Dokuz altı yollarında, bir zincir boğazımda / Sıkar sıkar gevşetemem, ağlayamam” diye devam eden şarkıda nasıl da anlatmış bizi Efkan Şeşen. Sonu olmayan çalışma tempomuzun gelecek umutlarımızı nasıl körelttiğini, duygularımızın, yaşamak istediğimiz güzelliklerin erişilmezliğini, sahip olmak istediklerimizin bu sistem içerisinde nasıl imkânsızlaştığını vurgulayarak…

 

“Ayda yılda bir kaçamak, kaçsak bile yaşamamak / Dokuz altı yollarında gülmek yasak” derken az önce bahsettiğim tatil meselesi konusunda da haksız olmadığıma sevindim.

 

Bugün nereden dolandıysa dolandı dilime bu şarkı, iyi ki dedim iyi ki evden çalışıyorum artık. Açtım şarkıyı evde bağırıyorum. Şuan sizin de içinizdeki isyankâr sakladığınız kafesten tırnaklarını çıkartmış olabilir şayet şuan bu satırları işyerinizden okuyabiliyorsanız yine de şanslısınız bence. En azından dergi karıştıracak kadar vaktiniz var. Malum, dergi okumayı bırakın bu sistemde yemek yemeğe şansı olmayanlar bile var, benim gibi evden ahkâm kesenler de… Yok, ama cidden çok iyi anlıyorum, ben de genç yaşıma rağmen erken çalışma hayatına girmiş bir insan olarak az dirsek çürütmedim o ucuz masalarda.

Bunları işten soğuyun diye anlatmıyorum, kalkıp girişimcilik planları yapın diye de değil. Zaten hepimiz biliyoruz ki bu bir çark, dişlileri de biziz.  Biz olmazsak dönmez o çark. Nasıl bir çarksa milyonlarca kişiyi hapseden! Ama içimdeki isyana engel olamadığım bir gün yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim.

Keşke iş hayatı dediğimiz bu çember sadece büyük patronları sevindirmese, herkes yaptığı işin karşılığını tam olarak alabilse… Ama ne yazık ki kendi ülkemizde de bu uğurda savaş veren, daha eşit bir sistem için uğraşanların en somut örneği olan 68 ruhunu benimseyenlerin vahim sonunu ve sonuçlarını gördük.  Bunun mümkünsüzlüğünü de…

-o-

Diyeceğim o ki dostlar, başta kendimize olmak üzere milyon tane sorumluluğumuz, yaşamak için zorunluluklarımız var. Bunları karşılamak için ise önce bireysel güce ve işe ihtiyacımız… Hani o hep hayalini kurduğumuz sahil kasabasına gidip, organik tarım yapmaya daha çok zaman varsa yani bu diyardan şimdilik gidemiyorsak, bu deveyi güdeceğiz, başka çaresi yok, o işe kalkıp gideceğiz! Tabii bunu yaparken yıpranma payımızı en aza indirgemek, halet-i ruhiyemizi sağlıklı kılmak ve kronik yorgunluk sendromuna kapılmamak için mümkün olduğunca kendi kendimizin telkincisi, psikologu olmamız gerek.

Ve belki de bu düzenin bize güvende olduğumuzu hissettirdiğini, bunu herkesin yaptığını, daha kötü durumda olanları, çarkı kabul eden taraf olup “eh en azından işimiz var” diye düşünmek…

Ama siz yine de dokuz altı yollarında yürürken, içinizde şarkı çığıran isyankârı tamamen susturmayın, çünkü o da sizsiniz.

“Savrulmuşuz odalara, bahara ve dağlara hasret/ Şu gördüğün döner koltuk sanki ömür törpüleyen rulet” “Ayda yılda bir kaçamak, kaçsak bile yaşamamak / Dokuz altı yollarında gülmek yasak”

Hemzemin’de buluşmak üzere, sevgiler.

http://www.dergibursa.com.tr/

Büyütmek için üzerine tıklayın.

Fatal error: Uncaught Exception: 12: REST API is deprecated for versions v2.1 and higher (12) thrown in /home/hergun/public_html/wp-content/plugins/seo-facebook-comments/facebook/base_facebook.php on line 1044