İlyasağaçiftliği’nde bir bayram sabahı

13 Eyl

 

Ramazan bayramına Çanakkale’nin Çan ilçesinde, eşimin memleketinde uyandık. Ezan okunmadan kayın pederimin köyü olan İlyasağa çiftliğine vardık.

Annesi ve babası artık hayatta olmasa da doğup büyüdüğü eve gittik, bizi kapıda kız kardeşi yani halamız karşıladı. Çoluk çocuk bütün aile bireyleri oradaydı. Beyleri bayram namazına gönderip, evde hummalı bir kahvaltı hazırlığına başladık.

Fakat bir şey merak ediyordum; eşimin hep anlattığı köyün erkeklerinin geleneksel bayramlaşma merasimi.

Erkeklerin camiden çıktığını minik pencereden görünce hemen fotoğraf makinemi kapıp, kayın validemle birlikte köyün dar sokaklarını arşınlayarak köy mezarlığına vardık. Alt sokağımızda yürüyen cemaatin tamamı erkekti, biz de paralelinden onları takip edip bir köşede pusuya yattık.

Camiden çıkan erkekler önce mezarlıktaki yakınlarını, büyüklerini ziyaret edip hepsi mezarlığın kapısında toplandı. Ses tesisatı ve birkaç “ses bir iki” denemesinden sonra, cami hocası dualar okumaya başladı. Hep beraber “amin” yaptık. Babama ve eşime tembihlemiştim, cemaatten bizi gören, ayıplayan olursa gazeteci derseniz diye…

Duadan sonra köyün en yaşlısı mezarlığın kapısına dikildi, yaş sırasına göre ondan bir küçük amcanın elini öpüp sağ tarafına geçti, onun bir küçüğü en yaşlının ve ondan bir küçüğün elini öpüp sırasına geçti. Ve bu sıra köyün en küçüğü (yaklaşık 7 yaşında) olan çocuğun köyün tüm erkeklerinin elini öptükten sonra kendi sırasına geçmesiyle bitti.


Bu gelenekle hem tüm köy aynı anda bayramlaşmış oluyor hem de gerçek anlamda küsler bile el öpüp, el öptürdüğü için barış da sağlanıyor. Eee bayramlaşma merasimi kahvehanelere, evlere de taşmamış oluyor. Topyekün bayramlaşılıp, evlere sohbet ve yeme içme faslı kalıyor.

Sonra köyün içerisinde dolaşırken babama eskileri, çocukluklarını, gençliklerini anlattırdık. Çeşme başı buluşmalarını, tepelere kurulan salıncak maceralarını, aşıkların birbirlerini gördükleri yerleri gördük. Sıvaları dökülen evlere, unutulmaya yüz tutmuş bağlara bahçelere, kimsesiz yaşlılara hüzünle bakıp eve doğru yürüdük.

Bu köyün ve aslında genel olarak Çan’ın bir bayram geleneği de, hanımların illaki baklava ve yaprak sarma yapmaları. Günler öncesinden yapılan hazırlıklarla en iyi baklava ve sarma yarışına giriliyor. Fakat her gidilen yerde illaki yemek zorunluluğu var, çünkü yurdumun sıcak insanı, Çan’ın ekstra sıcak, misafirperver ve ekstra ısrarcı yapısıyla birleşince yemeden kalkmak gerçekten mümkün olmuyor.  Hatta bir çoğu hemen yastaç* üzerine, içinde bir çeşit etli yemek, bir çeşit sebze yemeği, yoğurt ve pilavdan oluşan sini*yi getirip yedirmeden göndermiyorlar.

Sonra bayramda aldığımız o kiloları İstanbul’da spor merkezlerine bir sürü para yatırıp vermeye çalışıyoruz.:)

Ama öyle keyifli, öyle tatlılar ki gelip görmeniz lazım.

*yastaç: Üstünde hamur açılan ve yemek yenilen tahta

*sini: Yastaçın üstüne yerleştirilip, üzerinde yemek yenilen büyük geniş tepsi.