Kızlar ve hüzün

18 Şub

Dinlediğim müzikleri kategorilere ayırdığımda en sevdiğim kategorinin adını bulmakta zorlandım.

Yaptıkları müzik tarzları birbirlerinden farklıydı, sesleri, renkleri, her şeyleri farklıydı.

Peki ortak noktaları hiç mi yok derken hepsinin kadın olduğunu farkettim.

Hepsi kadındı ve hepsi hüzündü.

Hepsi hüzünlü şarkılar yazıyor ve  bir dua gibi okuyorlardı.

Onları bu yüzden seviyordum zaten.

Hüzün onların en güzel dokudukları malzemeydi şarkılarında, en naif duyguları, tenlerine en yakışan renk…

Bu yüzden bu denli içten söylüyor, adeta yaşıyorlardı şarkıları okurken.

Sanatçılar en çok acıdan, hüzünden ilham alır. Bunu herkes bilir. Bir şair en güzel eserlerini acıyla beslenip vermiştir, bir romancının birincil ilham kaynağı dramdır. Keza bir tiyatro oyunun herzaman en dramatik olanları dikkat çekmiş, sevilmiştir. Sizi en derinden etkileyen tablo o uzaktaki yemyeşil kırların arasındaki köy değildir, içinizdeki hüzündür onu sevdiren. ‘Ora’nın özlemidir, burada kalmanın acısı…

Hüzün yaratıcılığın en büyük ilacıdır.

Bu yüzden melankoliktir tüm sanatçılar.

Zaten Sezen de şöyle demiştir;

“Acının insana kattığı değeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen şarkılar biraz eksiktir”

Yıldız Tilbe’nin de bu yönde çok anlamlı bir sözü vardır;

“Her acı büyütür içindeki çiçeği
Dönersin kendine budur aşkın gerçeği”
der ‘Sevdanın Tadı’ şarkısında.

Bahsettiğim listede Zuhal Olcay, Şebnem Ferah, Yıldız Tilbe, Vega, Sezen Aksu, İlkay Akkaya, Sıla, Bendeniz, Göksel, Candan Erçetin ve içinden hüzün geçen daha bir çok kadın var.

Hepsi benim kadınlarım, kızlarım…hepsi benim hüzünlerim…

Bu yüzden listemin ismini; ‘kızlar ve hüzün’ koydum.

İçimdeki tüm hüzünlerin aynası oldukları ve bana yaşattıkları bu güzel anlar için hepsine teşekkür ederim.

Sevgiyle,